10 Nisan 2014 Perşembe

Affet, affet, affet...


Affet, affet, affet...
Affeden kişinin kalbi rahatlar, kendi rahat ve huzura kavuşur, kin ve öfke insanı yakar.

Hz. Yusuf kendisinden rüya yorumu sormaya gelen kişiye efendisinin katında kendisini hatırlamasını şöyle söylemişti:
İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: “Efendinin katında beni hatırla.” Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (Yusuf Suresi, 42)
Hz. Yusuf zindandan çıktıktan sonra kendisini unutan kişiye karşı bir kin beslemedi, çünkü zindanın onun için bir eğtim yeri olduğunu biliyordu, affetti ve zindandan sonra yönetici olarak Mısır’da güç ve iktidar elde etti.
Hz. Yusuf kendisini ölüme terk ederek kuyuya bırakan kardeşlerini de affetmedi mi? Hz. Musa sapıtıp altından buzağıya tapan kavmini affetmedi mi? Peygamberimiz Hz. Muhammed çok sevdiği Hz. Hamza’yı şehit eden Hz. Vahşi’yi affetmedi mi?
Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)
Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)
Bütün peygamberler Allah’ın “bağışlayıcı olma ve affetme” böylece fazilet sahibi olma ile ilgili indirdiği ayetlere uyarak bu güzel ahlakı gösterdiler. Ayrıca peygamberler her olayın Allah’ın kontolünde olduğunu ve sürekli imtihan edildiklerinin bilincindeydiler. Üstelik Allah’ın sonsuz bağışlayıcı olduğunu, çok şefkatli ve merhametli olduğunu da çok iyi biliyorlardı. Dolayısıyla Allah’ın bağışlayacağını umdukları kişileri affetmemeleri söz konusu olamazdı.
Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Zümer Suresi, 53)
Allah’ın ayetlerine uyan bir müminin hayatı affetme, hoşgörme, şefkatle ve merhametle bakma üzerine kurulu olmalı. Çünkü ancak insan karşısındakini affederse aradaki sevgi ve dostluk hiç bozulmadan devam eder. Burada önemli olan müminin bunu karşısındaki kişi için değil Allah için yapmasıdır. Ayrıca önemli olan kulun affetmesi değil Allah’ın affetmesidir. Şahıs affeder ama Allah affetmez. O zaman insan bunun karşılığını ahirette mutlaka alır. Ya da şahıs affetmez ama Allah affeder. O zaman da o kişinin affetmemesinin hiçbir önemi olmaz. Bu yüzden mümin her zaman kendi hakkından feragat edip, karşısındakini bağışlamalı ve yüzünü hep Allah’a dönmelidir.
İnkar edenlerin ise kalplerinin kaskatı olduğunu, en ufak bir olaydan birbirlerine müthiş kinlendiklerini görüyoruz. Onlar tek bir sözden, tek bir hareketten karşılarındaki kişiyle dostluklarını bitirirler. “O kişi benim içn bitti, bir daha asla affetmem” diyerek yıllarca arkadaş oldukları dostlarına, annelerine, babalarına, kardeşlerine sırt çevirirler. Sadece miras yüzünden, ya da yapılan ters bir hareket yüzünden birbrileriyle ölene kadar konuşmayan kardeşler bu kin ve öfkeleriyle ölürler. Oysa dünya malı dünyada kalır. Her ikiside sade bez bir kefene sarılmış olarak bu dünyadan çekip gider. Yanında da sadece takvasını görürür. Kin ve öfke dünya haytında kişinin kendisine büyük bir bela olarak döner. İnsanın ruhunu kirletir, omuzuna müthiş bir yük yükler. İşte bu insanlar affetmenin ruhlarına verdiği hafifliği, güzelliği, lezzeti hiçbir zaman hissedemezler. Dünya hayatında kendilerine ve çevrelerine eziyet ederek ölürler.
Müslümanlık daima affetme, sevgi ve şefkat üzerine kuruludur. Karşı taraf binlerce hata yapmış olsa da insan karşısındaki mümine karşı daima şefkat dolu olmalıdır. En nihayetinde ikisi de bir gün gelip ölecek ve Allah’ın huzuruna çıkacaklar. Sonuç olarak hepimiz Allah’ın affediciliğine, bağışlayıcılığına sığınırken nasıl olup da bir başkasını affedemeyiz? Nasıl olup da bir insana yaptığı bir hata yüzünden yıllarca sırtımızı dönebiliriz? Kendimiz sürekli hata yapıp bağışlanmayı umarken karşı tarafa bu kadar sert ve acımasız olabiliriz? Bu yüzden karşımızdaki kişiyi derin bir imanla, üstün bir ahlakla affedelim, hoşgörelim. Unutmayın ki herkes yaptığın hareketlerin tüm karşılığını Allah katında en güzeliyle alacaktır. Güzel davranan, bağışlayan, şefkatle davranan, Kuran ahlakına uyan, Allah için affeden müminler cennet kapılarında selam ile ve müthiş bir güzellikle karşılanacaklardır.
Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)
İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var). (Ali İmran Suresi, 136)
Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah’ın Katında olanlar daha hayırlıdır. (Ali İmran Suresi, 198)
“Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah’ın kulları kardeşler olunuz.”Buhari ve Müslim; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 315

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder