29 Ocak 2015 Perşembe

Charlie Hebdo’da adamlar kendi resimlerini çiziyor, peygamberimizi değil…


Charlie Hebdo’da adamlar kendi resimlerini çiziyor, peygamberimizi değil…
Kimse kimsenin diniyle ve maneviyatıyla alay edemez, bu fikir özgürlüğü değil, hakarettir.

Charlie Hebdo dergisinde peygamberimize yönelik bir saldırı yapılmıyor, adamlar kendi resimlerini çizip kendileriyle alay ediyorlar. Müslümanlar neden bunları ciddiye alıp neden tepki gösteriyorlar, neden yangına körükle gidiyorlar anlaşılır gibi değil.
Müslümanların Kuran’a göre bu cahilce ve çirkin hareketlerle hiç muhatap olmamaları gerek. Ne diyor ayette:
"Sizin dininiz size, benim dinim bana." (Kafirun Suresi, 6)
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "selam" derler. (Furkan Suresi, 63)
Ne diyor ayette Allah, cahillerle karşılaştıklarında “Selam verip geçerler” diyor, “öfkelenirler, saldırırlar, öldürürler” demiyor.
Allah ayetinde iman edenlerle alay edileceğini bildiriyor, ama bunu yapanlar cezalarını ahirette buluyorlar.
Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,' kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. (Mutaffifin Suresi, 29)
Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler. (Mutaffifin Suresi, 34)
Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle. (Mutaffifin Suresi, 35)
Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin 'feci karşılığını gördüler mi?'(Mutaffifin Suresi, 29-36)
Fransa’da yaşananlar ilk değil, son da olmayacak. Burada asıl önemli olan Müslümanların oyuna gelmemeleridir. Din adına, İslam adına Müslüman asla teröre ve cinayete karışmamalıdır. Kuran’da uygun görülen tavır cahillerle hiçbir zaman muhatap olmamak ve onların sözlerini ciddiye almamaktır. Onlar kendileriyle gülüp alay ediyorlar. Bu çirkin tavırları Müslümanları hiç ilgilendirmez. Müslüman asla din adına, peygamber adına, İslam adına saldırıya ve teröre yeltenmez ve bunları teşvik etmez. Çünkü bu yapılan cahilliğin karşılığı hiçbir şekilde “öldürmek” değildir. Masum bir insanı öldürmenin karşılığı (Allah’ın dilemesi dışında) sonsuza kadar cehennemdir. Bu yüzden Müslümanların tamamen akılcı ve Kuran’la hareket etmesi, herkesi yatıştırması, dinimizde esas olanın barış ve sevgi olduğunu tüm dünyaya göstermeleri gerekir.

Kuran’a göre dinden dönenler öldürülmeli mi?


Kuran’a göre dinden dönenler öldürülmeli mi?
Kuran'a göre herkes inanmakta ya da inanmamakta özgürdür. Işidin İslam adına katliam yapması kabul edilemez.













Terörün İslam’la çok yoğun bir şekilde bağdaştırılmaya çalışıldığı bu günlerde İslam dininin gösterilmeye çalışıldığı gibi bir kan dökme ve intikam dini olmadığını, tam tersine sevgi ve bağışlama dini olduğunu anlatmak hepimizin görevi. Yobazlık vebağnazlık İslam’ın en büyük düşmanıdır. İslam adına, Kuran adına, peygamberimiz adına cinayet işleyenler de çok yanlış, Kuran’a göre asla kabul edilmeyen bir eylemi çok büyük bir günah olarak yüklenmişlerdir.İslam dininde zorlama, baskı, zulüm, kan dökme yoktur. Kuşkusuz bağnazlar ve yobazlar İslam adına uydurdukları bu hadislerin günahını ahirette çekeceklerdir. Yobazlar öfkeyle Hıristiyanlara veMusevilere saldırdıkları gibi dinden dönenleri de kendi kafalarına göre ölümle cezalandırırlar. Uydurma hadisler şöyledir:
Dinden dönenleri öldürün.  (1585-Muvatta] [1558-Ebu Dâvud-Nesâî] [676-Nesâî] [1586-Ebu Dâvud-Nesâî)
“İslâm’ı terk eden hangi erkek olursa onu tekrar İslam’a davet et. Dönmezse boynunu vur.”  (Taberani)
İşte Kuran dışı sahte şeriat sistemleriyle yönetilen ülkelerin sevgisizlik, öfke ve şiddetlerinin en önemli kaynaklarından biri bu uydurma hadislerdir. İslam dininin özüne yönelik geliştirilmiş en büyük aldatmacalardan biri olan böyle bir hükmün Kuran’da hiçbir yeri olmadığı gibi, Kuran böylesine bağnazca mantığı temelinden yasaklamakta ve bu mantığa lanet etmektedir. Kuran’da fikir ve inanç özgürlüğünü ifade eden ayetlerden bazıları şöyledir:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur... (Bakara Suresi, 256)
“Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 6)
...Sen onların üzerinde bir zorba değilsin... (Kaf Suresi, 45)
Ve de ki: “Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin... (Kehf Suresi, 29)
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü’min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi, 99)
Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin. (Gaşiye Suresi, 21-22)
Kuran’da tarif edilen İslam dininde herkes dilediği gibi inanma ve inanmama özgürlüğüne sahiptir. Kuran’daki dinde Müslüman sadece güzel ahlakı anlatmakla yükümlü bir tebliğcidir. Hidayet Allah’ın elindedir. Müslümanın sorumluluğu, inansın veya inanmasın, her insana şefkatle yaklaşabilmektir. Müslümanı bir katilgibi göstermeye çalışanlar Kuran’daki bu gerçeklerin üstünü örtmeye çalışırlar.
Kuran’da tarif edilen İslam dininde bir Müslüman, kendisi, anne-babası ve yakınları aleyhine bile olsa, adaleti ayakta tutmakla yükümlüdür (Nisa Suresi, 135).Bu ayete göre, her ne din ve inançta olursa olsun herkesin hakkını savunmakla, onlar için adalet getirmekle sorumludur.
Allah Müslümanlara kendilerini siper ederek bir müşriği yani iman etmeyen bir insanı korumalarını emretmektedir:
Eğer müşriklerden biri, senden ‘eman isterse’, ona eman ver; öyle ki Allah’ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu ‘güvenlik içinde olacağı yere ulaştır.’ Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir. (Tevbe Suresi, 6)
Bir inkarcıyı korumakla sorumlu tutulmuş olan Müslümanların benimsemesi gereken din anlayışı açıktır. Nitekim Allah, Peygamberimiz’e, kafirlere şu şekilde hitap etmesini Kuran ile haber vermiş ve açık demokratik sistemi tarif etmiştir:
De ki: “Ey kafirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 1-6)
“De ki” diye başlayan bu ayetler, Peygamberimiz’e en mükemmel demokratik sistemi ve bu demokratik sistem içinde izlenecek yöntemi tarif etmektedir. Sure, “Sizin dininiz size, benim dinim bana” hükmü ile bitmektedir; yani bir Müslüman kendi dinini yaşarken başkalarının inancına karışmayacak, zor ve baskı uygulamayacak, Müslüman olmuyor diye ona zulmetmeyecektir. Onlara “sizin dininiz size” diyerek saygı gösterecek ve karışmayacak, “benim dinim bana” diyerek de aynı saygıyı onlardan isteyecektir. Zor ve baskının kesin olarak reddedildiği, müşriklerin can pahasına korunduğu, inkârcılar hakkında dahi adaletle hüküm verildiği ve demokrasinin tam ve en mükemmel şekliyle tarif edildiği Kuran gerçek Müslümanların yol göstericisidir.

Güneydoğu’yu vermeyi düşünen devlet adamları vatan hainidir!


Güneydoğu’yu vermeyi düşünen devlet adamları vatan hainidir!
Türk milleti Erdoğan'a ve yanındaki samimi insanlara güveniyor, Güneydoğu'yu asla vermeyiz.

Evet üzerine basa basa söylüyorum! “Güneydoğu’yu evlat katili, binlerce şehidimizin katiliÖcalan’a ve PKK’ya teslim eden, teslim etmeyi düşünen, bu seçimlerin kazanılması karşılığında Güneydoğu’yu gözden çıkaran herkes vatan hainidir. Ve vatan hainliğinden yargılanmalıdır.
Şimdi soruyorum size, topraklarımızı kolayca vermeyi düşünenler! Bu topraklar kolay mı kazanıldı? Neden Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk ve Türk milleti kenetlenip, varını yoğunu harcayıp, ellerindeki avuçlarında neleri varsa verip, kar kış demeden, çoluklarını çocuklarını geride bırakıp, kadın erkek birbirlerine kenetlenip savaştılar? Neden Çanakkale’de binlerce şehit verdik ama tek karış toprağımızı vermedik? Şimdi gelip katil Öcalan ve PKK ülkemizi bölüp Güneydoğu’da Komünist Kürdistan’ı kursunlar diye mi? Yok öyle yağma! Böyle bir kalleşliği düşünen varsa adımlarını geri atsın. Türk milleti asla topraklarının bölünmesine göz yummayacaktır. Asla ve asla şerefini, haysiyetini iki paralık etmeyecektir.
Kürt kardeşlerimiz PKK’dan nefret ediyorlar. Silahların gölgesinde gidip oylarını kullanıyorlar. PKK ev ev gezip Kürt kardeşlerimizi tehdit ediyor. Evlerini basıp Kürt kardeşlerimize büyük korku yaşatıyorlar, çocuklarını kaçırıp azılı terörist yapıyorlar. Çocukların beyinlerini Darwinist, materyalist zihniyetle yıkayıp çocukların maneviyatlarını, inançlarını öldürüyorlar. Kürt kardeşlerimiz çok onurlu insanlar. Bu haysiyetsizlerin elinde silah olduğu için Kürt kardeşlerimizi, annelerimizi çok rencide ediyorlar. PKK’nın ellerindeki silahların hepsi toplansın. Devlet bunların şımarmasına izin vermesin.
Güneydoğu'ya şu an girmek mümkün değil, birçok bölgeye. PKK at oynatıyor, yolları kapatıyor, kimlik kontrolü yapıyor. Güneydoğu’da İslam’dan Kuran’dan bahsedilemiyor, tebliğ yapılamıyor. Eli silahlı adamlar caddelerde kol geziyor. PKK orada devlet içinde devlet kurmuş durumda. Türk devleti bunu nasıl hazmediyor, nasıl görmezden geliyor, bu durum karşısında nasıl aciz kalıyor?
Türk devletinin tüm Ortadoğu’ya yetecek çok güçlü bir ordusu var. Bir avuç PKK’ya Güneydoğu’yu teslim edecek değiliz. Bu yüzden tekrar söylüyorum, tam 75 milyon Türk milleti adına. Bu devleti yönetenler iyi duysunlar: Öcalan’ı hapisten çıkaracak, Güneydoğu’yu bölüp PKK’ya teslim edecek kimse daha anasından doğmamıştır. Türk milleti ne Öcalan’ın hapisten çıkarılmasına, ne de Güneydoğu’nun bölünmesine asla razı olmayacaktır. 2007’den beri “silah bırakacağız” diyen PKK her seferinde daha da azmış ve iyice şımarmıştır.
Türkiye’de ana fikir Türkiye’nin bölünmemesi yönündedir. Halkın %99’unun kanaati budur. Tek devlet, tek bayrak, tek millet. Kürt kardeşlerimiz de aynı görüşte, biz de aynı görüşteyiz. Bu devleti yönetenler bunu çok iyi bilsinler, ne PKK’nın ne de Öcalan’ın şımarmasına artık müsaade etmesinler.

Diyanetten orjinal bir çıkış daha: Evde köpek beslemeyin!


Diyanetten orjinal bir çıkış daha: Evde köpek beslemeyin!
Allah Kefh Suresi'nde müminlerden ve köpeklerinden bahseder.

Diyanet evde köpek besleme konusunda şöyle bir açıklama yapmış: “Başka hayvan sürüleri olmak üzere evlerin, ekinleri, eşyaların korunması, görme engelliler için kılavuzluğundan yararlanılması, sivil savunma ve polisiye amaçlarla koku alma yahut sezgilerinden istifade edilmesi gibi maksat ve amaç olmaksızın sırf süs için evde köpek beslenmesi uygun değildir. Nitekim Hz. Peygamber ‘Melekler içinde köpek ve resimler bulunan eve girmezler’ demiştir.”
Bunların zihniyetine göre evde kedi beslemekharam, köpek beslemek haram, erkeklerle kadınların bir yerde olması haram, müzik haram, resim haram, heykel haram… Böyle milyonlarca haram koymuşlar. Ama bunları Kuran’dan değil de kendi kafalarından uydurmuşlar. Sonra da söylüyor Diyanet başkanı, “gençlerimiz dine ehemmiyet vermiyor” diye. Peki siz böyle yaparsanız, Kuran’da olmayan hükümleri haram olarak gösterirseniz bu gençlik nasıl İslam’a yönelsin? Üstelik son derece güzel olan şeyleri insanlara göz göre göre yasaklıyorsunuz.
Oysa kedi ve köpek gibi hayvanları beslemenin günah olduğuna dair Kuran'da hiç bir hüküm yoktur. Aksine bu sevimli canlıları yaratan Allah'ın bizden istediği; onları koruyup kollamak, onlardaki güzellikleri seyrederken O'nun sonsuz gücünü ve sanatını düşünmemizdir.
Her şeyi O'nun yarattığını, her şeyin sahibinin Allah olduğunu fark etmemiz ve O'nun yarattığı şeylerdeki güzellikleri görüp zevk alabilmemizdir. Aynı zamanda da, bize bu sayısız güzellikleri yarattığı için O'na şükretmemiz ve O'nu çok sevmemizdir.
Kuran’da hayvanlar Allah’ın birer eseri ve üzerinde düşünülmesi gereken birer iman hakikati olarak örnek verilir:
Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? (Gaşiye Suresi, 17)
Aynı zamanda Kuran’da hayvanlarda yaratılış delilleri olduğu haber verilir:
Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz. (Nahl Suresi, 66)
Kuran’da Allah çeşit çeşit hayvanları, Kendisini tesbih eden, akıllı, muhteşem birer yaratılış örneği olarak örnek vermiş ve peygamberlerin sevgi ve şefkatle yaklaşımlarını açıklamıştır. Bağnazların hayvan nefretini ön plana çıkaran sapkın din anlayışı Kuran’ın hiçbir yerinde yoktur.

Kuran’ın uygulayıcısı olan Peygamberimiz’in yaşamında da hayvana karşı verilen değer ve gösterilen sevginin örneklerini görürüz. Peygamberimiz, bağnaz zihniyetin iftiralarına set oluşturacak şekilde hayvanlara sevgi dolu ve şefkatliydi.

Kuran, hırsızlık ve el kesme…


Kuran, hırsızlık ve el kesme…
Kuranda affetmenin daima daha hayırlı olduğu bildirilir.

Yobazların nasıl uydurma hadislerle dinimizi adeta bir korku, yasaklama, kadınları aşağılama ve köleleştirme dini olarak gösterdiklerini anlatmaya devam edeceğim. Onların uydurdukları binlerce uydurma hadis sayesinde insanlar İslam’ı çok yanlış tanıdılar. Dünya çapında İslamofobi yayıldı. İnsanlar dinimizin bir sevgi dini olduğunu unutup İslam’ı dehşet ve terör dini olarak görmeye başladılar. Daha önceki yazılarımda uydurma zina, traş olmama, içki içme ile ilgili uydurma hadislerden bahsetmiştim. Bağnazlar bakın hırsızlar konusunda nasıl hadis uydurmuşlar:
Hırsızlıkta ısrar edenleri öldürün.  (1631-Ebû Dâvud-Nesâî)
Hırsızlıkta ısrar edenlerin öldürülmesi, Kuran’da asla mevcut olmayan ve tabi ki bir başka uydurma hadisin ürünü olan bir hükümdür. Ve yine, korkunç bir cinayettir. Kuran’da hırsızlık yapan kişilerle ilgili hüküm şu şekildedir:
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah’tan, ‘tekrarı önleyen kesin bir ceza’ olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Maide Suresi, 38)
Bu ayette kesme fiili için kullanılan terimin Arapçası “İktauu”dur. Bu kelime, “kataa” yani kesmek fiilinin çoğul halidir. Kuran’da “kataa” fiilinin nasıl bir kesme şeklini tarif ettiğini, aynı fiilin geçtiği aşağıdaki ayetten anlayabiliriz:
(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: “Allah’ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir” dediler. (Yusuf Suresi, 31)
Burada ellerine meyve soymak için bıçak verilen kadınların şaşkınlıktan ellerini kesip koparmadıkları açıktır. Tarif edilen ortamda elden kayan bıçağın deri üzerinde bir çizik oluşturduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kelimenin anlamını dikkate aldığımızda, kesme fiilinin “kesip, koparma” gibi bir hüküm taşımadığı, sadece caydırma amaçlı veya o kişinin hırsızlık yaptığına dair belirleyici ve böylece tekrarı önleyen bir çiziği ifade ettiği ortaya çıkmaktadır.
Hırsızlık hükmü ile ilgili olarak Kuran’a bakıldığında, her suçta olduğu gibi burada da affetmenin ön plana çıktığını görürüz.Kuran’da hırsızlık ile ilgili hükmün tarif edildiği Maide Suresi 38. ayetten bir sonraki ayet, bu eylemi yapan kişinin affedilmesi üzerinedir. Elbette bunun için en büyük şart, yaptığı eylemin ardından kişinin tevbe etmesi ve davranışlarını düzeltmesidir. Ayette bu, açıkça belirtilmiştir:
Ancak kim işlediği zulümden (hırsızlıktan) sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Maide Suresi, 39)
Burada belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da, hırsızlık eyleminin sebebi olmalıdır. Hırsızlıkla ilgili Kuran’dan söz konusu hükmün uygulanacağı toplumlar kuşkusuz ki Kuran’ın şeriatına bağlı İslam toplumlarıdır. Kuran’ın şeriatına bağlı bir İslam toplumunda ise bir yanda zenginlerin olup diğer yanda fakirlerin olduğu bir yapının bulunması mümkün değildir. Çünkü Kuran’ı esas alan toplumlar infak sisteminin mükemmel şekilde yaşandığı toplumlardır. Yani maddi imkânı olanlar, imkanı olmayanların daima koruyucusudur ve malı daima yoksullara vermekle yükümlüdürler. Konuyla ilgili ayet şu şekildedir:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177)
Bu genel bilgiyi verdikten sonra şu soruyu soralım: Hırsızlık neden yapılır? Birinci sebep ihtiyaçtır. Bir insan zor durumda kaldığı, borçlandığı, yoksullukla boğuştuğu için yanlış bir tercih olarak hırsızlığa başvurabilir. Oysa Kuran’ın himayesi altındaki böyle bir toplumda zor durumda kalan, borçlanan, yoksullukla boğuşan bir insanın olması mümkün değildir. Yoksullar, maddi imkânı olanlar tarafından korunurken, zor durumdaki kişilerin borçlarıyla ilgili hüküm Kuran’da; “...(Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.” (Bakara Suresi, 280) ayetiyle net olarak belirtilmiştir.
Hırsızlığın muhtemel ikinci sebebi ise zihinsel, psikolojik rahatsızlıklar olabilir. Bu, zaten kişinin tedavisini ve rehabilitesini gerekli kılan özel bir durumdur ve söz konusu kişi suçlu değil hastadır. Bu ikisi dışında insanları hırsızlığa sürükleyebilecek pratikte bir sebep bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu sebeplerin ortadan kaldırılmasıyla birlikte, İslam toplumlarında hırsızlık gibi bir suçun meydana gelmesi en baştan önlenmiş olmaktadır.
Bütün bunları göz ardı eden hurafeciler İslam’ı ölüm ve vahşet dini olarak tanıtmaya çalıştıklarından, bu konuda da Kuran’a tamamen aykırı bir hüküm koymuşlardır. Hırsızlık haram bir fiil olmakla birlikte çoğu zaman hırsızlık yapmış olan kişinin ihtiyaç içinde veya hasta olup olmadığı onları ilgilendirmez bile. Oysa ihtiyaç içinde olan da, hasta olan da Müslümanların sorumluluğu altındadır. Bu sorumluluğu görmedikleri gibi, bu bağnazca hüküm nedeniyle pervasızca cinayet işleyebilmektedirler. Bu sahte hükmü koyanlar, kendilerince Kuran’ı (Haşa) beğenmemekte, kendi sapkın zihniyetlerine uygun bulmamakta, Kuran’ın adaletsistemi yerine kendi adalet sistemlerini kurmaya kalkmaktadırlar. Kuran’a baktığımızda ise bu vahşetin yerine daima sevgi ve bağışlayıcılığı görürüz.

Kuran’a göre zinanın hükmü, cezası nedir?


Kuran’a göre zinanın hükmü, cezası nedir?
Zinaın ispatı için dört şahit getirmedikçe bu iddia geçerli olmaz.

“Kuran’a göre zina edenler öldürülmeli mi” başlıklı yazımda yine bağnaz zihniyetin acımasız, korkunç, öfke dolu yüzünü sizlerle paylaşmıştım, yazımın ilk bölümünü bu linkten okuyabilirsiniz:
Yazımın ilk bölümünde yobazların bir hadis uydurduklarından ve bu hadis ile “zina edenleri öldürme “ hükmü verdiklerinden bahsetmiştim. Oysa Kuran’da zinanın hükmü öldürme değildir, ilgili ayet şöyledir:
Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. (Nur Suresi, 2)
Ayette kullanılan “celde”, kalın bir sopa olmayıp, ince bir değnektir. Ve Peygamberimiz (sav) döneminde bu hüküm, yüz değneğin bağlanıp bir araya getirilmesiyle gerçekleştirilmiş, zina eden kişiye birbirine bağlanmış yüz değnekle bir kere vurularak bu hüküm yerine getirilmiştir.
Bunun dışında asıl olarak vurgulanması gereken bir gerçek vardır ki, Kuran’da bu konuyla ilgili diğer açıklamalardan, söz konusu değnek cezasının bile bir caydırma amacı taşıdığı, pratikte uygulanmasının pek mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır:
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (Nur Suresi, 4)
Ayetten de anlaşıldığı gibi bir kadının zina suçu ile suçlanabilmesi için, onu zina anında gören dört kişinin varlığı şarttır.Bu dört kişinin, zinanın öncesini veya sonrasını değil, tam olarak zina anını görmesi onları şahit yapar. Çünkü öncesinde veya sonrasında bu iddia ile ortaya çıkmak yine bir zan olacaktır. Pratikte, zina anına şahit olan dört kişinin varlığı mümkün olmadığından, bunun sadece caydırıcı bir ceza olduğu rahatça anlaşılabilmektedir.
Bu ayette ayrıca, zina suçunu atmasına rağmen şahit getirmeyenlere seksen değnek cezasının olması da bu konuda iftirayı engelleyici oldukça caydırıcı bir hükümdür. Yine bir başka ayette bir kadına zina suçu atan fakat şahit getirmeyen kişilerin Allah Katında yalancılar sayılacağı belirtilmektedir:
Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir. (Nur Suresi, 13)
Görüldüğü gibi, şahit getiremeyen bu kişi, iftira atmakla ve yalancılıkla suçlanmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu kişinin burada doğru söyleyip söylemediğinin anlaşılması için tek geçerli yol, onunla birlikte zinaya şahit olmuş 4 kişinin varlığıdır. Bunun dışında sözü geçerli olmayacaktır.
Kuran’a göre zinanın hükmü bu şekildedir. Bu hüküm son derece detaylı ve açıktır ayrıca recmin dışında tamamen farklı bir yöntem tarif edilmektedir. Ayetin bu açık hükmüne rağmen İslam’a çeşitli sahtekârlıklarla recm vahşetini katmaya çalışanlar, çok büyük bir iftirayı yüklenmiş olmaktadırlar. Şu anda “İslami şeriat” adı altında İran, Afganistan Suudi Arabistan gibi ülkelerde uygulanan recm cezası hem İslam’a ve Kuran’a aykırıdır, hem de cinayettir. Bu ülkelerde söz konusu uygulama ile, açıkça İslam’ın adı kullanılarak cinayet işlenmektedir.

Kuran’a göre traş olmak haram mı? Cezası ölüm mü?


Kuran’a göre traş olmak haram mı? Cezası ölüm mü?
Hurafeler yüzünden yüzbinlerce insan İslam'ı yanlış tanıyor...

Yobazların kendi kafalarından uydurduklarıhurafeler o kadar çok ki, hepsini bir bir açıklamak, bu hurafelerin İslam ile uzaktan yakından alakası olmadığını mutlaka anlatmak gerek. Çünkü yobazlar yine kendi kafalarındaniçki içenler öldürülmeli, zina yapanlar öldürülmeli, hırsızlık yapanlar öldürülmeli” gibi korkunç hükümler koyuyorlar. Onlar için bir insanın öldürülmesi ne kadar da kolay. OysaKuran’da Allah “tek bir masum insanı öldüren tüm dünyayı öldürmüş hükmündedir” şeklinde buyuruyor:
... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (Maide Suresi, 32)
Yobazların uydurduğu sahte hadislerden ve sahte hükümlerden biri de traş olanların öldürülmesidir, sahte hadis şu şekildedir:
“Kur’an okudukları halde tıraş olanları öldürün.” (4816- Buhâr-i Müslim- Muvatta-Nesâî-Ebu Dâvud)
Buhari ve Müslim benzeri itibar gören ve sahih hadislerin de yer aldığı kaynaklarda bulunması bunun gibi sahte hadisleri bağnazların dünyasında daha geçerli bir hale getirmiştir. Öncelikle Kuran, temizliği ve bakımlı olmayı övmüştür. Dolayısıyla sakalın, -uzun veya kısa- çeşitli şekillerde tıraş edilmesi ve bakımlı hale getirilmesi Kuran’a tam olarak uygun bir temizlik ve bakım anlayışıdır. Fakat bunun yanında, sakalın tıraş edilmesi konusu ile ilgili Kuran’da TEK BİR HÜKÜM BİLE geçmiyorken, uydurma hadis yoluyla böyle bir hüküm eklenmesi şok edicidir.
“...Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur...” (Maide Suresi, 32) diyen güzeller güzeli dinimizde, sakal kesiyor diye bir insanın öldürülmesinin mümkün olmadığı çok açıktır. Bu konuda Kuran’da tek bir ayet yokken, bu konuyu bahane ederek “öldürme” gibi bir fiili haklı göstermek nasıl mümkün olabilir?
Elbette gerçek İslam anlayışında böyle bir şey mümkün olamaz. Burada Müslüman dünyasının çok büyük bir kısmının bakımlı ve kesilmiş sakallarla dolaştığını da hatırlatmak gerekir. Bu hükme göre Müslüman  erkeklerin neredeyse %80’lik bir bölümünün öldürülmesi gerekmektedir. Sorun şudur ki, bu hükmün gerçekliğine inanan oldukça fazla sayıda radikal Müslüman şu an dünya üzerinde yaşamakta ve bunların pek çoğu diğer Müslümanları, sırf sakal kestikleri için, “katli vacip” olarak nitelendirmektedir. Bu kişiler Kuran’a rağmen, böylesine korkunç bir zihniyetle yaşayıp insanları da İslam dininden soğutmaktadır.
“Kuran’da kadın dövmeye izin var mı” başlıklı yazımı da bu linkten okuyabilirsiniz:
“Kuran’a göre içki içenler öldürülmeli mi” başlıklı yazımı bu linkten okuyabilirsiniz:
“Kuran’a göre zina edenler öldürülmeli mi” başlıklı yazımı bu linkten okuyabilirsiniz: