28 Aralık 2014 Pazar

CHP’nin mümkün olduğunca yüzünü sağa dönmesi çok doğru…


CHP’nin mümkün olduğunca yüzünü sağa dönmesi çok doğru…
CHP'nin sağa kaymasını eleştirenler çok yanılıyorlar, durum ortada.

Atatürk için CHP tarafından mevlüt okutulması…
Bazı CHP’lilerin umreye gideceğini açıklaması…
Kılıçdaroğlu’nun CHP’lilere her gittikleri yerde imamları ziyaret etmelerini söylemesi…
Ve bunun gibi gelişmeler, hepsi CHP için çok olumlu gelişmeler.
CHP Atatürk’ün ultra modern, sanata, bilime, estetiğe değer veren, aynı zamanda da bağnazlıktan uzak, samimi dindar çizgisini çok iyi benimsemeli. CHP’nin neden sağa yanaştığına dair eleştirilerde bulunanlara CHP Atatürk’ün samimi dindarlığı ile cevap verebilir. Bildiğiniz gibi Atatürk Türk İslam Birliği’ni savunuyordu, peygamberimizi sürekli yüceltip övüyordu, sürekli evinde Kuran okutuyordu. Kuran’ı anlaşılması için Elmalılı Hamdi’ye Türkçe’ye tercüme ettirmişti.
Atatürk’ün manevi kızı Atatürk’ün dindarlığını anlatıyor:
Dolayısıyla sağa yüzünü dönen CHP doğru yolda. Çünkü Türk halkı dindar, maneviyatına düşkün, dinine düşkün. Karşısında da böyle bir CHP görmek istiyor. CHP’nin modern çizgisi ve samimi dindarlığı (yobazlıktan uzak) onu ancak iktidara taşıyabilir. CHP yüzünü sola dönerse sıfırlı oylardan hiçbir şekilde kurtulamaz.

Bir Kuran Mucizesi Paylaşalım: Mikroskobik Hayat


Bir Kuran Mucizesi Paylaşalım: Mikroskobik Hayat
Allah’ın isimlerinden biri de Alemlerin Rabbi demek olan Rabbil Alemin’dir. Allah bizim bildiğimiz, gördüğümüz alemlerin Rabbi olduğu gibi bilmediğimiz ve görmediğimiz alemlerin de Rabbidir. Allah’ın kullarına 1400 yıl önce gönderdiği Kuran da birçok mucizelerle donatılmıştır. Bu mucizelerden birinde Rabbimizin bilinmeyen alemlerinde Rabbi olduğuna dikkat çekilmektedir.
Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir. (Yasin Suresi, 36)
... daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? (Nahl Suresi, 8)
Yukarıdaki ayetlerde, Kuran'ın indirildiği dönemde insanların bilmediği hayat formlarının olduğuna işaret edilmektedir. Nitekim mikroskobun keşfi ile birlikte insan gözünün göremediği küçüklükte yeni canlılar keşfedilmiştir. Böylece Kuran'da dikkat çekilen, bu canlıların varlığı hakkında insanlar bilgi sahibi olmaya başlamışlardır. Çıplak gözle görülemeyen ve genellikle tek bir hücreden ibaret olan mikro canlıların varlığına işaret eden diğer ayetler ise şöyledir:
... Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Sebe Suresi, 3)
... Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)
Yeryüzünün her yanına yayılmış olan bu gizli dünyanın üyeleri yani mikroorganizmalar, yeryüzündeki hayvanların 20 katı kadardırlar. Gözle görülmeyecek kadar küçük bu mikroorganizmalar topluluğu, bakteriler, virüsler, mantarlar, su yosunları ve akarlardan oluşur. Bu mikrocanlılar, yeryüzündeki yaşam dengesinin önemli bir unsurudur. Örneğin Dünya üzerinde yaşamın oluşumunu sağlayan temel öğelerden bir tanesi olan azot döngüsü, bakteriler tarafından sağlanır. Bitkilerin topraktaki mineralleri alabilmelerini sağlayan en önemli unsur ise kök mantarlarıdır. Salata veya et gibi nitrat içeren besinlerden zehirlenmemizi ise dilimizde bulunan bakteriler önler. Aynı zamanda bazı bakteriler ve algler, dünyada canlılığın var olmasının temel unsuru olan fotosentez yapabilme yeteneğine sahiptirler ve bu görevi bitkilerle paylaşırlar. Bazı akar türleri organik maddeleri parçalayarak besinleri bitkilerin kullanabileceği hale dönüştürebilirler. Görüldüğü gibi ancak teknolojik aletlerle hakkında bilgi edinebildiğimiz bu küçük canlılar, insan yaşamı için vazgeçilmez öneme sahiptirler.
Kuran'da asırlar öncesinden gözle gördüğümüz alemlerin dışında da canlılar olacağına dikkat çekilmesi, kuşkusuz Kuran'ın bir başka mucizesidir.

Peygamberimizin gizlenen mucizeleri 9: Mısır’da yaşanan olaylar


Peygamberimizin gizlenen mucizeleri 9: Mısır’da yaşanan olaylar
Peygamberimiz Hüsnü Mübarek'i hadislerinde çok detaylı tarif etmiş.

Mısır’da Tahir meydanında başlayan olaylar peygamberimizin bundan 1400 yıl önce haber verdiği gelişmelerdir. Tüm yaşananların Mısır cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in fiziksel özelliklerinin peygamberimizin hadislerinde detaylarıyla tarif edilmiş olması son derece hayret vericidir. Bu peygamberimize Allah’ın lütfettiği bir mucizedir. Peygamberimizin bu mucizeleri her yerde anlatılmalıdır. Bazı İslam alimlerinin bu mucizeleri ısrarla anlatmamaları onlar açısından utanılacak bir durumdur. Peygamberimizin Mısır ile ilgili söylediği hadisleri incelersek;
... HZ. MEHDİ ZAMANINDA MISIR’DA ZUHUR EDEN ALACA KARGA:
Naim b. Hammad Fiten’de, ve Ebu Cafer, Muhammed b. Ali (r.a.)’dan tahric ettiler. Buyurdu ki: Abbasi, Horasan’a ulaştığı zaman Şark’ta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar... O YILDIZIN DOĞMASI GÜNEŞ VE AY TUTULMASINDAN SONRA OLACAKTIR. SONRA FİTNELER, “ALACA KARGA” MISIR’DA ZUHUR EDİNCEYE KADAR DEVAM EDER. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)
Resimde de çok açık bir biçimde görüldüğü gibi, saç yapısı, gözlerinin şekli, bakışları, yüzündeki ifade, burnundaki ve ağız yapısındaki detaylar ile Hüsnü Mübarek’in yüzü, belirgin bir biçimde kargaya benzemektedir. Ayrıca hadiste verilen diğer detaylar da bu tarifi desteklemektedir.
Peygamber Efendimiz bu şahsın, fitnelerin yaşandığı ve iki uçlu kuyruklu yıldızın çıktığı dönemde yaşayacağını bildirmektedir. Bahsedilen Lulin kuyruklu yıldızı 2009 yılı Şubat Ayı’nda Dünya’ya en yakın noktadan geçmiştir. Bu yönüyle hadisin, içerisinde bulunduğumuz bu döneme baktığı açıkça anlaşılmaktadır.Dolayısıyla Peygamberimiz’in “Mısır’da zuhur eden alaca karga” benzetmesi Hüsnü Mübarek’e tam olarak uymaktadır.
... ÇÖKÜK BURUNLU
Deylemi, Ebu Ali Merdani’den (ravi silsilesi ile) O da Ebu Zer’den, O da Resulullah (s.a.v.)’den rivayet ettiler. Buyurdu ki: MISIR’DA KUREYŞ’TEN BİR ADAM ÇIKAR, ÇÖKÜK BURUNLUDUR. MAĞLUP OLUR VE MÜLKÜNÜ ZAİL EDER VE RUM’A KAÇAR. Onları alıp İskenderiyye’ye getirir ve Müslümanlarla savaşır ve ilk melhame bu olur. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, H.30) 
Resimde de görüldüğü gibi, Hüsnü Mübarek’in burnunda, aynı hadiste tarif edildiği şekilde açıkça fark edilen bir çökme vardır.
... İYİLERİ ÖLDÜREN ZALİM BİR MISIRLI:
Kab’dan gelen bir başka rivayette de, “Mahzum kabilesine mensup birisi başa geçecek, daha sonra Mevla gelecek sonra da karşı geleni yok eden, uzun boylu, çok kuvvetli, geniş omuzlu bir Arabi başa geçecek... (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, sf 30)
Bu hadiste bildirilen detayların her biri de, yine aynı şekilde tam olarak Hüsnü Mübarek’e uymaktadır.
Örneğin Hüsnü Mübarek “uzun boylu olmayı” Cumhurbaşkanlığı şartlarına ekletmiştir. Kendisi de tıpkı hadiste belirtildiği gibi “uzun boyludur”.
Hadiste belirtilen bir başka özellik ise, bu kişinin “kendisine karşı geleni yok etmesi”dir. Nitekim Mübarek, Devlet Başkanı olduğu seneler boyunca, halka ve özellikle de Müslümanlara yaptığı zulümlerden ve diktatör yönetiminden dolayı “Son Firavun” olarak anılmaktadır.
Peygamberimiz ayrıca bu kişinin “bedenen kuvvetli ve geniş omuzlu olduğu”ndan da bahsetmiştir. Gerek askeri geçmişi gerekse KENDİSİNE AİT 25 BİN KİŞİLİK BİR ORDUSU olması sebebiyle zahiren kuvvetli olan Mübarek’in, bedenen de kuvvetli ve geniş omuzlu olduğu açıkça görülmektedir.
HZ. MEHDİ’NİN ZUHURUNDAN ÖNCE ARALIKSIZ DEVAM EDEN FİTNELER
HENÜZ BİR TARAFTA SÖNMEDEN, DİĞER TARAFTA ALEVLENEN FİTNELER GÖRÜLECEK ve semadan bir münadinin, “Emriniz filan nedir” şeklindeki nidasına kadar böyle devam edecektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 1.1)
FİTNELER ARKA ARKAYA DEVAM EDER... NE ZAMAN BİTTİ DENİLİR, YİNE DE DEVAM EDER GİDER. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 5.1)
Mısır’da son dönemde yaşanan olaylar da, Hz. Mehdi’nin zuhuru öncesinde meydana gelen bu fitnelerden biridir.
KILIÇLA ÇATIŞMAYA DÖNÜŞEN FİTNELER:
Bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder, ve BİRİNCİLER SONUNCULARIN KILIÇLA ÇATIŞMAYA DÖNÜŞÜNÜ KAMÇILAR ve bundan sonra bütün haramların helal sayılacağı bir fitne gelir. Sonra da hilafet (Müslümanların manevi liderliği), yeryüzünün en hayırlısı olan Hz. Mehdi (a.s.)’a evinde otururken gelecektir. (Kitab-ül Burhan fi Alametil Mehdiyyil Muntazar, 4.1)
Mısır’da yaşanan olaylarda da Mübarek taraftarları protestoculara saldırmaya başlamış, bu saldırılarda bıçak ve satır kullanmışlardır. Tıpkı Peygamber Efendimiz’in hadisinde bildirdiği gibi.
FİTNELER ANCAK HZ. MEHDİ VESİLESİYLE SONA ERECEKTİR:
... O'NUNLA (HZ. MEHDİ ) DA FİTNEDEN KURTULACAKLARDIR. (Kitab-ül Burhan fi Alametil Mehdiyyil Muntazar)
... Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, BU FİTNE KALDIĞI YERDEN HEMEN BAŞKA BİR TARAFA YAYILACAK VE BU DURUM BİR MÜNADİNİN SEMADAN SESLENEREK ‘EY İNSANLAR, EMİRİNİZ ARTIK MEHDİ’DİR’ DEMESİNE KADAR DEVAM EDECEKTİR. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar, 22)
Peygamberimiz 'in müjdelerine göre fitnelerle dolu bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah, Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır.

Bir Kuran mucizesi paylaşalım: Yayılan Yeryüzü


Bir Kuran mucizesi paylaşalım: Yayılan Yeryüzü
Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz. (Araf Suresi, 204)

İçinde geçmişle ve gelecekle ilgili olağanüstü bilgiler ve mucizeler barındıran kutsal kitabımız Kuran. İçindeki sırların bir kısmı çözülmüş, daha kim bilir ne sırlar ve mucizeler gizliyor. Kuran mucizeleri müminlerin imanına iman katıyor, insanların kalplerinin hidayet bulmasına vesile oluyor. Bu yüzden Kuran mucizelerini ve iman hakikatlerini anlatmak ve insanların bu mucizeleri öğrenmelerini sağlamak çok önemli. Bugün de sizlere bu mucizelerden birinden bahsetmek istiyorum.
Ve O, yeri yayıp uzatan, onda sarsılmaz-dağlar ve ırmaklar kılandır. Orada ürünlerin her birinden ikişer çift yaratmıştır; geceyi gündüze bürümektedir. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 3)
Yukarıdaki ayette "yayıp uzatan" olarak çevrilen Arapça "medde elarda" ifadesi, "kaplattı, yaydı, esnetti, çekip uzattı, sündürdü, genişletti, açtı, döşedi" gibi anlamlara gelmektedir. Ayette dağların ve ırmakların oluşumundan bahsedilirken, yeryüzü ile ilgili bu kelimenin kullanılması son derece hikmetlidir. Çünkü yeryüzünün oluşumu ile ilgili bilimsel açıklamalara baktığımızda, dağların ve nehirlerin, yeryüzünün esnetilerek genişletildiği esnada şekillendiği bilgisi karşımıza çıkar.
Günümüz bilimi, Dünya yüzeyinin eski dönemlerde günümüzden farklı bir görünüme sahip olduğunu kabul etmektedir. Ünlü Alman bilim adamı Alfred Lothar Wegener, 1915'te Die Entstehung der Kontinente und Ozeane (Kıtaların ve Okyanusların Kökeni) adlı kitabında, başlangıçta tüm kıtaların dev bir kara parçası halinde birleşik olduğunu öne sürmüştür. Sonraki yıllarda bu büyük kara parçasını, "tüm kıtalar" anlamına gelen Latince Pangaea olarak adlandırmıştır. Alfred Wegener'in 1912'de ortaya attığı "kıtasal sürüklenme" teorisine göre ise, Atlantik Okyanusu'nun iki yanındaki kıtalar birbirinden ayrılmaya devam etmektedir. Bu teori levha tektoniği (tabaka tektoniği) olarak bilinen bilim dalının gelişmesiyle, günümüzde şu şekilde son halini almıştır: Kıtalar okyanus yüzeyinde sürüklenerek birbirlerinden ayrılmıyorlar. Ancak kıtalarla birlikte okyanus tabanı da "aste­nosfer" ya da "üst manto" denilen yüksek ısı ve basınç altındaki sıvı magma katmanının üzerinde yüzerler. Dolayısıyla Dünya'nın dışta gözüken karasal kıtalarıyla birlikte denizin altındaki yerkabuğu da hareket halindedir.
Kıtaları taşıyan levhaların, gerilerek genişleme, yayılma, uzama, esneme olarak tarif edilen hareketi nedeniyle, günümüzde kıtalar yılda yaklaşık 3 cm kadar birbirlerinden uzaklaşmaktadır. Deniz tabanında meydana gelen en belirgin genişleme ise, Arabistan ve Afrika arasındaki okyanus zemininde gerçekleşir ve iki kıta diğer kıtasal levhalardan üç ya da dört kat daha hızlı olarak birbirinden uzaklaş­maktadır. Genişlemenin deniz tabanında değil de, karalarda gerçekleşmesi halinde ise, Doğu Afrika-Arabistan bölgelerindeki Büyük Derin Vadi (The Great Rift Valley) gibi giderek genişleyen vadiler oluşur.
Büyük Derin Vadi, kuzeyde Suriye'den Doğu Afrika'daki Mozambik'in ortalarına kadar uzanan yaklaşık 6.000 km'lik geniş bir coğrafi ve jeolojik oluşumdur. Vadinin genişliği 30-100 km arasında değişir. Derinliği ise birkaç bin metre kadardır. Bu derin vadi, milyonlarca yıllık süreçler sonrasında Afrika ve Arap Yarımadası topraklarının birbirinden ayrılmasıyla, Kilimanjaro ve Kenya Dağı gibi büyük oluşumları meydana getirmiştir. Vadinin doğudaki kısmı ise Ürdün Nehri, Ölü Deniz ve Akabe Körfezi’nden oluşur. Kızıl Deniz ve Kenya'daki bazı göller boyunca güneye doğru uzanır. Bu göllerin çoğu deniz seviyesinin altında derin göllerdir.
Yeryüzünün "yayılması" nedeniyle sadece dağların yükselmediği, aynı zamanda belli başlı nehir yataklarının da oluştuğu The Expanded Earth (Yayılan Dünya) adlı kitapta şöyle aktarılmaktadır:
Her hâlükârda en şiddetli basınç yeryüzünün başlıca nehirleri bölgesinde gerçekleşir. Bu gelişme sonucunda başlıca nehir yataklarının rastgele erozyonlarla değil, bu genişlemenin sonucu olduğu görülmektedir. Kıtalar genişlemekte olan bir yüzeye sabitlendikleri için, bu genişlemenin kara parçalarını yaydığı ve en fazla gerilimin oluştuğu noktalarda kırılarak, nehirleri oluşturduğu sonucuna varılabilir.
Utah Jeolojik Araştırma Merkezi’nin açıklamalarında ise Amerika kıtası ile ilgili şu bilgiler yer almaktadır:
Ovalık ve çöküntü bölgeleri, yeryüzü kabuğunun doğu-batı yönünde genişlemesi nedeniyle son 10 ile 20 milyon yıldır oluşmaktadır. Bu esneme hareketi nedeniyle bir gerilim meydana gelir; yavaş ve sürekli bir hareket ya da bir fay hattı boyunca oluşan ani hareketler (yerkabuğunda bir çatlama) sonucunda bu gerilim salıverilir ve depremler meydana gelir. Bir deprem sırasında dağlar yükselirken, vadiler ise fay hatları boyun­ca derinleşirler. Bu yayılma-esneme hareketi bugün de devam etmektedir.
Yeryüzünün genişlemesi, yayılması gibi tespitler ancak günümüz bilim dallarının kapsamlı araştırmaları ve ortak verileri sonucunda şekillenebilmektedir. Örneğin 20. yüzyıl teknolojisi ürünü olan uydulardan çekilen fotoğraflar, kıtaların geçmişte birbirlerini tamamlayan parçalar olduğu görüşünü tasdik etmiştir. Yapılan hassas ölçümler ise yerkabuğundaki genişlemenin yavaş ama belli bir oranda devam ettiğini ortaya koymaktadır. Kimsenin kıtalar çapında bir tespit yapamayacağı bir dönemde, üstelik milyonlarca yıllık süreçler içinde meydana gelen oluşumlarla ilgili öz bilgilerin varlığı, Kuran'ın İlahi bir kitap ol­duğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. 14 asır öncesinde yeryüzünün oluşumu ile ilgili böylesine derin ilmi bir bilginin geçmesi, Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.

Peygamberimizin gizlenen mucizeleri 8: Bağdat Alevlerle Yok Edilir


Peygamberimizin gizlenen mucizeleri 8: Bağdat Alevlerle Yok Edilir
2003 yılında Irak savaşında Bağdat yerle bir edildi.

Peygamberimizin gizlenen ahir zamanmucizelerinden bir tanesini daha bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Böylece siz de 1400 yıl sonra peygamberimizin bir hadisinin daha nasıl gerçekleştiğine şahit olacaksınız. Peygamberimiz hadisinde şöyle buyuruyor:
“Ahir zamanda Bağdat alevlerle yok edilir…” (Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, Cilt 3, sf. 177)
2003 Irak Savaşı'nda, savaşın ilk gününden itibaren Bağdat, en yoğun bombardımana tutulan şehirlerden biri olmuştur. Ağır bombardıman, geceleri Bağdat'ın tıpkı hadiste haber verildiği gibi alev alev yanmasına neden olmuştur. Bağdat'ın gazete ve televizyon haberlerine yansıyan görüntüleri, yukarıdaki hadiste dikkat çekilen "alevlerle yok edilir" açıklaması ile tam olarak mutabıktır. Bu da ahir zamanda bulunduğumuzu gösteren açık alametlerden biridir.
Bağdat Amerikan müdahalesi sırasında alev alev yandı. Peygamberimizin haber verdiği bir olayın gerçekleşmesini tüm dünya televizyonlardan seyretti. Ama insanlar bir mucizeye şahitlik ettiklerini bilmiyorlardı. Çünkü bazı İslam alimleri ahir zaman hadislerini ısrarla anlatmıyorlar, peygamberimizin mucizelerini gizliyorlar.
Peygamberimiz Hz. Mehdi’nin çıktığı devirde bazı alimler Mehdiyeti, Deccaliyeti anlatmaktan vazgeçerler diye ümmeti uyarmıştır. Deccal insanlarca kendinden bahsedilmekten zühul edilmedikçe (unutulmadıkça) ve imamlar da minberlerde ondan bahsetmeyi terk etmedikçe çıkmaz. (Rumuz El Hadis- sf. 485)
İslam alimlerinin hadiste haber verilen bu duruma düşmekten sakınmaları, peygamberimizin ahir zaman mucizelerini gizlemekten vazgeçmeleri gerekir.


9 Kasım 2014 Pazar

Bir Kuran mucizesi paylaşalım: Gökyüzüne Yükseltilen Sputnik


Bir Kuran mucizesi paylaşalım: gökyüzüne yükseltilen Sputnik
Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz. (Araf Suresi, 204)













Kuran Allah’ın sözüdür ve içinde hiçbir insanın bilemeyeceği hem geçmişle ilgili hem gelecekle ilgili mucize bilgiler taşır. Kuranayetlerindeki ebced değerleri de insanları hayrete düşürecek şekilde bazı tarihlere işaret eder. Böylelikle Kuran bu tarihlerde gerçekleşecek olayları gizli bir şifre ile insanlara haber verir. Kuşkusuz Kuran’da daha bilim adamlarının ve din adamlarının keşfedemediği çok fazla sır var. Bugün de inanan insanların imanını arttıran bir Kuran mucizesinden sizlere bahsetmek istiyorum.  
Bildiğiniz gibi tarihteki ilk uzay aracı "Sputnik 1" isimli uydu, 1957 yılında uzaya fırlatılmıştır. Şaşırtıcı bir biçimde Kuran'da 19. Surenin 57. ayetinde (Meryem Suresi, 57) yukarı çıkarmaktan ve yükseltmekten bahsedilmektedir.
Biz onu yüce bir mekâna yükseltmiştik. (Meryem Suresi, 57)
Ayette geçen "Refa'nahu" ifadesi, "yükseltmek, yukarı çıkarmak, yukarı kaldırmak"  anlamına gelen "refea" fiilinin çekimli halidir. Diğer taraftan ayette geçen "aliyyen" kelimesi "ulu, yüce" anlamlarının yanı sıra "yüksek, çok yüksek" anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla bu ayeti tek başına düşündüğümüz zaman, "yüksek bir mekâna yükseltmek, çıkarılmak" anlamı da kazanmaktadır. Bu yönüyle 19. surenin 57. ayeti, 1957 yılındaki Sputnik 1'in gökyüzüne fırlatılmasına işaret etmektedir. Tabii en doğrusunu Allah bilir.
Kuran mucizelerini ve iman hakikatlerini anlatmak müminlerin imanına iman katar. Mümin hem aklıyla, hem kalbiyle Allah’a yaklaşır. Her iman hakikati Allah’a olan derin sevgisini ve hayranlığını kat kat arttırır. Bu yüzden iman hakikatlerini ve Kuran mucizelerini anlatmak her müminin görevidir.

Peygamberimiz Suriye’de yaşanan savaşı tüm detaylarıyla anlatıyor!


Peygamberimiz Suriye’de yaşanan savaşı tüm detaylarıyla anlatıyor!
Peygamberimizin tüm detaylarıyla Suriye'de yaşanacak savaşı tarif etmesi büyük bir mucizedir.

Düşünün, tam 1400 yıl önce Resulullah yer, tarih, akış, tüm detayları vererek bir olay anlatıyor ve olay söylediği tarih geldiğinde aynen gerçekleşiyor. Ama her nedense tüm dünyayı sarsacak bu bilgiyi birçok insan bilmiyor. Peki ama neden dünyapeygamberimizin gerçekleşen mucizelerinden habersiz? Çünkü bazı İslam âlimleri peygamberimizin bu hadislerini ve söylediklerinin gerçekleştiğini gizliyorlar.  Ben bildiğiniz gibi bir yazı dizisiyle peygamberimizin gerçekleşen mucizelerini tek tek anlatıyorum. Bugün de peygamberimizin hadislerle Suriye’de yaşanan iç savaşı bir hadiste nasıl detaylı tarif ettiğine şahit olacaksınız.
Müminlerin Emiri dedi ki: “İKİ ORDU ŞAM’DA İHTİLAFA DÜŞTÜĞÜNDE, Allah’tan bir işaret dışında bir sona ulaşmayacaktır.” Sonra ona soruldu: “Bu işaret nedir Müminlerin Emiri?”
Dedi ki: “YÜZ BİN KİŞİDEN FAZLA KİŞİNİN YOK OLDUĞU Şam’da bir deprem. Allah bunu inananlara rahmet, inançsızlara azap olarak yaratır. Bu meydana geldiğinde ŞAM’DA DURANA KADAR İLERLEYECEK SARI SANCAKLI BOZ ATLI BİNİCİLERin geldiğini görürsünüz. Büyük bir dehşet ve kızıl ölüm olacaktır. Sonra HARESTA DENEN BİR ŞAM KÖYÜNÜN BATTIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ. Sonra CİĞER-YİYİCİNİN OĞLU ŞAM MİNBERİNDE OTURMAK İÇİN Yebis vadisinden gelir. Bundan sonra Mehdi’nin (as) çıkışını bekleyin.” (Gaybet-i Numani)
Şimdi bu hadisi detaylı bir şekilde incelersek;
1- "İKİ ORDU ŞAM'DA İHTİLAFA DÜŞTÜĞÜNDE" : İfade açıkça olayın Şam merkezli yani Suriye'de meydana geleceğini belirtiyor. İhtilafın da iki cephesi var; yani Esad yönetimindeki "Suriye Rejimi" ve bu rejimi devirmek isteyen "Muhalif Güçler". Bir kaynakta Suriye iç savaşının bu iki cephesi şöyle tanımlanıyor:
"Suriye iç savaşı, Suriye isyanı ya da Suriye krizi; Suriye Baas Partisi'ne sadık askerler ve bu partiyi iktidardan indirmek isteyen Muhalifler arasında süregiden silahlı mücadeledir."
 2- "YÜZ BİN KİŞİDEN FAZLA KİŞİNİN YOK OLDUĞU" : Peygamberimiz bu savaşta hayatını kaybedecek insanların sayısını çok net bir biçimde bildiriyor. Hadiste doğrundan "100 BİN" sayısı vurgulanmıştır ve ölenlerin sayısının "100 BİNDEN FAZLA" olacağı belirtilmiştir. Gerçekten de Suriye iç savaşında başlangıcından bugüne kadar hayatını kaybedenlerin sayısı istatistiklerde birebir bu miktarla ifade ediliyor :
"Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül: ... Ortada 100 BİNDEN FAZLA insanın hayatını kaybettiği, 21. Yüzyılın en büyük katliamı sözkonusudur." (SonDakika; "http://www.sondakika.com/haber/haber-cumhurbaskani-gul-suriye-deki-savas-tum-bolge-icin-5130549/"; 1 Ekim 2013)
"Suriye'de 27 aydır devam eden iç savaşta ölenlerin sayısının 100 BİNİ AŞTIĞI belirtildi." (Akşam Gazetesi; 26 Haziran 2013)
Hadisin devamında bu katliamlar sonucunda hayatını kaybeden masum Müslümanların şehit olup Allah'ın rahmetine gireceklerine, zalim saldırganların ise Allah'ın azabına uğrayacaklarına işaret vardır.
 3- "ŞAM’DA DURANA KADAR İLERLEYECEK SARI SANCAKLI BOZ ATLI BİNİCİLER" :Bilindiği gibi, komünist PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD örgütünün bayrağının rengi SARI'dır. Son olarak PYD, ortasında kızıl yıldız olan bu sarı bayrağı Suriye'nin Türkiye sınırında çekmiştir.
Hadiste ayrıca sarı bayraklı bu topluluğun renginin BOZ rengi olduğuna da dikkat çekilmektedir: Sarı bayraklı PYD miltanlarının gerek kıyafet, üniforma ve yelekleri, gerekse tank, cip, kamyon gibi taşıtları, klasik ortadoğu ve çöl bölgelerine özgü kamuflaj rengi olan BOZ, yani beje çalan açık toprak rengindedir.
Hadisin devamında "DEHŞET VE KIZIL" bir ölümden bahsedilmektedir. Kızıl renk, herkesin bildiği gibi komünizmin sembolüdür.Komünistlere dünyaca takılan lakap kızıllardır. Kızıl Çin, vs. gibi... Suriye devletinin resmi siyasi partisi de, Esad yönetimindeki "komünist" Baas Partisi'dir. Hadiste açıkça komünistlerin yaptığı, sivillerin bombalanması, sivil halka kimyasal silah kullanılması gibi dehşet verici katliamlara dikkat çekilmektedir.
 4- "HARESTA DENEN BİR ŞAM KÖYÜNÜN BATTIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ" : Hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz hayret verici bir biçimde adeta görür gibi, doğrudan isim ve yer bildirerek, Şam'ın "HARESTA" ilçesinin batacağını yani bombardımanlarla yerle bir edileceğini 1400 yıl öncesinden haber vermiştir. Esad'a bağlı Suriye ordusunun roket, havan topu ve savaş uçaklarıyla yaptığı saldırılar sonucu Şam'ın Haresta köyü enkaz haline gelerek adeta haritadan silinmiştir. Çeşitli kaynaklarda konu hakkında yer alan haberlerden bazıları şöyledir:
"Suriye'nin başkenti Şam'ın doğusunda yer alan HARESTA ilçesi, rejimin yoğun bombardımanı sebebiyle adeta HARABEYE DÖNMÜŞ durumda."(Anadolu Ajansı; http://www.aa.com.tr/tr/dunya/137319--harabe-sehir-haresta; 26 Şubat 2013)
"Yaşananlar nedeniyle 100 bin kişinin kasabayı terkettiği ve daha güvenli bölgelere kaçtığı ifade ediliyor. Kaçışlar nedeniyle HARESTA adeta HAYALET KENTE dönüştü." (Star Gündem; http://www.stargundem.com/dunya/1304784-harabe-sehir-haresta.html; 26 Şubat 2013)
 5- "CİĞER-YİYİCİNİN OĞLU ŞAM MİNBERİNDE OTURMAK İÇİN": Hadisin ifadesinde, katliamların başında herkesçe iyi tanınan "ciğer yiyici" sadist bir katilin oğlunun bulunacağı büyük bir mucize olarak haber verilmektedir. Bilindiği gibi, şu anki Suriye ordusunun lideri Beşer Esad'ın babası Hafız Esad gerek kimyasal silah saldırılarıyla, gerek bombardımanlarla Müslümanların ciğerlerini yerinden söken, parçalayan katliamlara imza atmış İslam düşmanı bir psikopattı. Görüldüğü gibi hadiste, sadist babadan sonra oğlunun da başa geçip, "Şam Minberi"ne çıkacağına yani kendine Müslüman görünümü vererek, insanları kandırıp kendine bağlayacağına dikkat çekiliyor. Beşer Esad, işlediği sayısız cinayete, katliama rağmen sürekli kendini camilerde gösteren, namaz kılıp halka vaazlar veren imajıyla hadisteki tarife birebir uymaktadır. Bu hadiste çok net bir şekilde Hafız Esad’dan ve oğlu Beşer Esad’tan bahsedilmektedir.
Hadisin sonunda tüm bu alametlerin Hz. Mehdi’nin çıkış alameti olduğunu peygamberimiz müjdelemektedir.
“Şam diyarının merkezinde Haresta diye isimlendirilen köy helak edilinceye kadar Hz. Mehdi zuhur etmez”