1 Mayıs 2016 Pazar

Deli aşık olmayı bilmez mi insan?…


Deli aşık olmayı bilmez mi insan?…
İnsan kalbindeki tüm sevgiyi Allah'a yöneltirse daha dünyadayken cennet başlar...

Deli gibi aşık olmayı bilmez mi insan? Sabah kalkar kalkmaz sevdiği gelmez mi aklına? Gün içinde sürekli onu düşünmez mi… Sürekli onu görmek, ona sevgidolu aşk sözcükleri söylemek istemez mi… Gün içinde hep onu düşünüp onu hiç aklından silmez mi…Gece yatağa başını koyduğu anda yine o olmaz mı aklında… Onu incitmekten, kırmaktan korkmaz mı, ona olan sevgisinden kalbi sürekli heyecanla dolu olmaz mı…
İşte böylesine içli bir sevgiyi, derin bir aşkla sevmeyi biliyor ya insan. Çünkü Allah insanı yaratırken böylesine sevgi duyarlılığı koymuş kalbine. Allah Kendi ruhundan üflemiş ve insanı böylesine müthiş bir sevme kapasitesiyle yaratmış. Allah kalbe sevgi duyarlılığı koymasa taş gibi olurdu insan, robot gibi olup insanlıktan çıkardı. Ama Allah’ın rahmetiyle sevgiyle dolup taşan bir kalple dünyaya geliyor. Ama insanların çoğu imansızlıktan çok büyük bir yanılgıya düşüyor. Dünyada gidip başka bir insana bağlanıyor deli gibi. Aşkı imansız bir kalple imansız bir insanda bulacağını zannediyor. Fakat imansız bir ruh gerçek anlamda bir sevgiyi, sadakati,tutkuyu, aşkı bilmiyor ve bunları yaşayamıyor.
İnsan Allah’ı unutmuş bir kalple, şirk içinde başka bir insanı sevmeye çabalarken Allah bu deli aşkın, bu derin sevginin sadece Kendisine yöneltilmesini istiyor. Tam bir deli aşık gibi sevilmek, hiç unutulmamak istiyor. Sevginin önce Allah’a oradan Allah’ın tecellisi olarak bir kula verilmesini istiyor. Sevgi doğrudan insana yöneltildiğinde Allah bundan hoşnut olmayıp iki ruh arasına gerçek aşkı koymuyor. İmansız insanların yaşadıkları şeyi aşk zannedip kısa bir süre sonra birbirlerinden nefret edecek kadar uzaklaşmaları ruhlarındaki boşluktan ve imansızlıktan kaynaklanıyor.
İnsan bir an için durup düşünse gerçek aşkı hak edenin kendisini yaratan Allah olduğunu anlar. Neden Allah’ın böyle delicesine sevilmek istediğini de anlar.  Bir düşün, Allah seni bir an için bile unutuyor mu? Seni sürekli yediren, içiren, besleyen, nefes veren, sana hayat veren, seni sürekli rızıklandıran kim? Allah’ın rahmeti olmasa olduğu yere yığılmaz mı insan? O bedenin nasıl büyük bir mucizeyle ayakta duruyor farkında değil misin? Allah’ın merhameti olmasa bir gün daha, bir gün daha yaşayabilir misin? İşte Allah seni yaşadığın günler boyunca, yıllar boyunca hiç unutmuyor ya, sen nasıl olup da O’nu unutabiliyorsun? Sen nasıl olup da böylesine nankör olup O’nu görmezden gelebiliyorsun? Öyle ki yıllar geçiyor, bir kere bile “Allah” kelimesi çıkmıyor ağzından. Böylesine nankörleşebiliyor, böylesine kalbi katılaşabiliyor insanın.
Kalbimizdeki derin sevginin tek gerçek sahibi Allah. Bütün mesele Allah’ı aşkla sevmek ve hiç unutmamak. Tıpkı sevgilinin hiç unutulmadığı gibi. Hiçbir zaman Allah’ı unutmayacaksın. Yemek yerken, banyo yaparken, otururken, kalkarken, sokakta yürürken, alışveriş yaparken, sabah uyanır uyanmaz, gece yatağa başını koyduğunda hep Allah olacak aklında. Allah işte böyle sevilmek istiyor. Öyle basit, sıradan, ara ara hatırlanan bir sevgili gibi değil. Çünkü Allah insana karşılıksız veriyor, bir saniye bile aralık vermiyor. İnsanın 100 trilyon hücresi yalnızca Allah’ın sevgisiyle ve merhametiyle ayakta duruyor.
Allah Kendi yarattığı insanı bu kadar çok sevip bu kadar çok kolladığından Kendisi de deli bir aşk istiyor, sonsuza kadar sürecek bir aşk istiyor. Ona doğru bir adım attığında o yüzden on adımla sana geliyor, ona on adımla gittiğinde o yüzden 100 adımla sana karşılık veriyor.
İnsanların çoğu Allah’ın kendisini bu kadar sevdiğinden habersiz, Allah’ı unutmuş… Sevgiyi, aşkı diğer insanlarda bulmaya çabalayıp duruyorlar. Oysa iman olmadan iki kul arasında sevgi olur mu? Allah’ı unutan bir insanın ruhuna Allah sevgiyi koyar mı? Bu iki unutmuş kalbi birbirine bağlar mı? Allah Kendisinin unutulup bir kadını ya da bir erkeği şirkle sevenlerin ruhlarını sıkıyor. Zaten arada hiçbir zaman gerçek sevgi oluşmuyor, en ufak bir çıkar çatışmasında hemen sevgi zannedilen, aşk zannedilen şey darmadağın oluyor. Ve yerini müthiş bir nefrete bırakıyor. İşte Allah şirkin intikamını böyle alıyor.
Söylediğim gibi Allah deli aşkın, hayatın ışığı olan, rengi olan sevginin Kendisi ile yaşanmasını istiyor… Tek gerçek bu… Ve en önemli gerçek bu. Allah dünyayı sevgi için yaratıyor. Milyarlarca insan dünyaya bunun için geliyor. Allah kullarını Kendisiyle sürekli bağlantı kurmaları, o deli aşkı Kendisiyle yaşamaları için yaratıyor. Cenneti de sevgi için yaratıyor. Cennetteki muhteşem sanatı kullarına gösterdiği gerçek sevginin görülmesi için yaratıyor. Tek amaç sevgi, başka bir amaç yok. Allah’la gerçek aşkı yakalayan daha dünyadayken cennete böylelikle kavuşmuş oluyor…
Allah’ı deli bir aşkla sevmeye peygamberler ne güzel örnek. İnsan aşkı ne yaparsa yapsın onu delicesine sever ya, ona toz kondurmaz ya… Hz. Yusuf kuyuya atılıyor, oradan zindana atılıyor. Bilmiyor mu bunların Allah’tan olduğunu, hissetmiyor mu bunların büyük bir imtihan olduğunu? Bir kere isyan ediyor mu? Bir kere durup da “neden ben” diyor mu? Hz. Eyüp çok sıkıntılı bir hastalığa yakalandığında bilmiyor mu Allah’tan olduğunu? Hz. İbrahim bilmiyor mu kendisini ateşe atanın Allah olduğunu? Hz. Yunus bilmiyor mu kendisini balığın karnına koyanın Allah olduğunu? Peki ne kadar sürüyor bu zorlu imtihanlar? Bazen günlerce, bazen yıllarca… Ama öyle derin bir aşkla, öyle derin bir sevgiyle seviyorlar ki peygamberler Allah’ı, öyle tarif edilecek gibi değil. Ancak yaşanacak gibi, ancak insanın tüm hücrelerinde hissedeceği gibi…
İşte böyle Allah aşkına ihanet edilmesini sevmiyor, aşkına karşılık vereni de sonsuza kadar seviyor ve onu tahayyül bile edemeyeceği güzelliklerle dolu bir cennette yaşatıyor. Hem bu dünyada… Hem de sonsuza kadar cennet sokaklarında…

Hz. Muhammed kavmine neler söyledi…


Hz. Muhammed kavmine neler söyledi…
Peygamberimiz yobazların aksine kadınlara çok değer veriyordu.

Hz. Muhammed Allah tarafından insanlığa gönderilen son peygamberdir. Ondan sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir. Peygamberimizin hadislerine göre dünyanın kapanışı Hz. Mehdi ve Hz. İsa ile olacaktır. Hz. İsa Allah tarafından tekrar yeryüzüne gönderilecektir, fakat daha önce gelmiş bir peygamber olduğu için söylediğim gibi son peygamber Hz. Muhammed’dir. Mehdi peygamber değil kıyametten önce tüm insanlara gönderilen bir elçidir, bir uyarıcıdır.
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir. (Ahzab Suresi, 40)
Peygamberimiz kavmini Kuran’la eğitmiş, onlara doğru yolu Kuran’la göstermiştir. Peygamberimizin kavmine verdiği öğütlere uyanlar kurtuluşa ermişler, inkâr edenler ise büyüklenmelerinin bedelini sonsuza kadar pişmanlık duyarak çekmişlerdir. Şimdi peygamberimizin Kuran’la kavmini nasıl eğittiğine bakalım:
Peygamberimiz kavmine mucize bekleyenlerin mucize görseler de inanmayacaklarını söylemiştir:
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah Katı'ndadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (Enam Suresi, 109)
Peygamberimiz kavmine yalnızca bir insan olduğunu hatırlatmıştır:
De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (Kehf Suresi, 110)
Peygamberimiz kavmine Allah’a şirk koşmamalarını söylemiştir:
Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz." (Neml Suresi, 64)
Peygamberimiz kavmine Allah’a ortak koştukları ortakların hiçbir gücü olmadığını söylemiştir:
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)
Peygamberimiz kavmine Allah’ın çizdiği kadere tevekkül etmeyi hatırlatmıştır:
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Peygamberimiz gaybı yalnızca Allah’ın bildiğini söylemiştir:
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar." (Neml Suresi, 65)
Peygamberimiz kimsenin kimseye fayda ve zarar veremeyeceğini söylemiştir:
De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar. (Ahzab Suresi, 17)
Peygamberimiz tövbe edenlerin bağışlanacağını müjdelemiştir:
... De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)
Peygamberimiz kavmine Kuran’ın bir müjde ve hidayet rehberi olduğunu söylemiştir:
De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kuran'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." (Nahl Suresi, 102)
Peygamberimiz hesap günü kimsenin başkasının günahını yüklenemeyeceğini bildirmiştir:
De ki: "O, herşeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkâr olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir." (Enam Suresi, 164)

Gözlerimiz Allah'ın eseri değil mi?


Gözlerimiz Allah'ın eseri değil mi?
Gözler onu idrak edemez ama O bütün gözleri idrak eder...

Dünyaya gözlerini açan bebeklerin hepsi muhteşem iki küre ile doğuyor. Tamamen Allah’ın olağanüstü sanatı olan bu iki küçük küre sayesinde apaydınlık, rengarenk bir dünyayı beyninin içinde karanlık görme merkezinde seyrediyor. Göz bildiğiniz gibi tam 40 organelin birleşmesinden oluşuyor. Tek bir organel olmasa göz çalışmıyor. Dolayısıyla evrimcilerin uydurduğu gibi gözün tesadüfen oluşması imkansız. Gözün çalışmasına, görüntünün kapkaranlık beynimizin içinde oluşmasına, dışarıda ışık ve renk olmamasına rağmen beynimizde apaydınlık görüntüler seyretmemize de bakarsak Allah tarafından nasıl olağanüstü bir sistem yaratıldığını da anlayabiliriz.
De ki: “Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz?” (Mülk Suresi, 23)
İman edenlerin imanlarının artmasına vesile olması dileğiyle gözlerimizde yaratılan mucize moleküllere bakalım: 
1 2 3 4 5

İhtiyacımız olan tek şey var, o da bir parça sevgi...


İhtiyacımız olan tek şey var, o da bir parça sevgi...
Kısa bir süre sonra dünyayı kaplayan sevgisizlik yerini güzel ve içli bir sevgiye bırakacak...

Evet, hepimizin ihtiyacı olan tek şey var, o da sevgi. Televizyonlarda adamlar çıkıp saatlerce konuşuyorlar, saatlerce tartışıyorlar. Ama kimse sevgiden tek kelime bahsetmiyor. Politikacılar çıkıyor, gazeteciler çıkıyor, iş adamları çıkıyor, saatlerce gündemi tartışıyorlar. Ve farkındaysanız hiçbirşey değişmiyor. Yine bombalar patlıyor, yine mülteciler gemilerle yurtlarından kaçıp sınır kapılarında şehit oluyor, milyonlarca insan bir lokma ekmeğe muhtaç, ölümle yaşam arasında gidip gidip geliyor. Sevgisizlik hakim olduğu için de dünya derin bir sessizliğe gömülüp, yaşananlar herkes tarafından adeta film gibi seyrediliyor.
Dünya sevgisizliğin acısını nasıl da çekiyor, sevgisizliğe boğulan insanlar nasıl çok büyük bir bedel ödüyorlar. Nedir paylaşılamayan? Nedir bunca savaşı çıkarıp insanları perişanlığa sürükleyen? En güzel şey sevgi, dostluk, kardeşlik değil mi? Nedir Şii ile Sunni’lerin arasında nifak sokan? Nedir Kürt kardeşlerimizle aramıza düşmanlık sokan?
Hepimiz insanız, bu dünya hepimizin. Bu dünya sevgiyle, kardeşlik ve dostlukla, cennete de çevirebilir, cehenneme de.İşte şu an Deccal’in hakimiyetinde olan dünya cehenneme çevrilmiş durumda, sevgisizliğin acısını vücudunun her yerinde hissediyor. Bedeninin her yerinden kanlar süzülüyor. Küçücük bir çocuk bir lokma ekmek isteyecek tek bir kapı bulamıyor. Zavallı, aç, susuz bir mülteci dikenli tellerle karşılaşıyor ve oracıkta hayatını kaybediyor. Deccal’in şiddetli acımasızlığı insanların ruhunu kapladığında şefkat ve merhamet yeryüzünden kalktığında işte böyle korkunç sahneler ortaya çıkıyor. Bir ülke açlıktan kırılırken diğeri savaşla, bir diğeri mezhep kavgalarıyla Deccal’in oyununa düşüyor.  Ve bunun sonucunda sevgisiz kalan dünya adeta suya muhtaç bir bitki gibi boynunu büküyor, büküyor ve giderek ölüme yaklaşıyor.
Şimdi bu sevgisizliği kıracak, Deccal’in oyununu bozacak biri gerekiyor dünyaya. Bu acımasızlığın, vurdumduymazlığın, bencilliğin, düzenbazlığın, maddiyatçılığın yerine sevgiyi, şefkati, paylaşmayı, fedakarlığı ve merhameti koyacak biri gerekiyor. Öyle güçlü biri olacak ki bu, Deccal’in büyüsünü söküp atacak, dünyayı içine düştüğü bu felaketten çekip kurtaracak. Cehennem ortamını tertemiz, aydınlık, güzelliklerle dolu cennete çevirecek. İşte bunu yapabilecek, bunu başarabilecek tek bir kişi var dünyada, hepinizin bildiği gibi bu kişi Hz. Mehdi’dir. Hz. Mehdi sevgi insanıdır, sevgi öğretmenidir. Tüm dünya insanlarının ihtiyacı olan sevginin kalplerine dolmasına Allah’ın izniyle Hz. Mehdi vesile olacaktır. Yaşadığımız bu zorlu günlerin ardından güzel günler çok yakın. Tüm Müslüman kardeşlerim birbirlerine müjde versinler. Allah hepimizi bu mübarek sevgi öğretmeni ile tanıştırsın ve ahir zamanda altınçağa şahit olanlardan kılsın.
... Hz. Mehdi’nin sevgisi insanların kalplerine yerleşecek ve ONDAN BAŞKA BİR ŞEYDEN BAHSEDİLMEYECEKTİR. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 20)
ALLAH BÜTÜN İNSANLARIN KALPLERİNİ O’NUN (HZ. MEHDİ (A.S.)’IN)  MUHABBETİYLE DOLDURACAKTIR.(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, 42)
Mehdi zuhur eder, HERKES SADECE O’NDAN KONUŞUR, O’NUN SEVGİSİNİ İÇER VE O’NDAN BAŞKA BİR ŞEYDEN BAHSETMEZLER. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 33)
Hz. Mehdi insanlara gelir de, ONU YENİ GELİN GİBİ AŞK VE MUHABBETLE KUCAKLARLAR... (Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 35)
O (HZ. MEHDİ) MAHLUKAT ARASINDA SEVİLİR. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58)

Seni aramam için beni uzağa attın, Alemi benim, beni kendin için yarattın...


Seni aramam için beni uzağa attın, Alemi benim, beni kendin için yarattın...
Necip Fazıl’ın Kısakürek’in “Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum” isimli şiiri o kadar güzel ki, o kadar hikmetli ki, her bir satırına sayfalarca yazı yazmak geliyor içimden. Necip Fazıl bu şiirini 30 yaşında İslam'a yöneldiğinde yazmış. Kesinlikle benim en sevdiğim şiirlerinden biri. Şiir ilhamla yazılır, her bir satırı kalbe ilham eden, o kalemi hareket ettiren ve ruhlara müthiş etki ettiren Allah’tır. Bu öyle güzel bir sırdır ki, hem yazan şaşırır, hem de okuyan...
Her zaman söylerim, derin iman bu dünyada insana verilen en büyük nimettir. İşte böylesine derin imanlı bir ruhtan böyle güzel ve hikmetli kelimeler şöyle dökülür:
Tam otuz yıl...
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde,
Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.

Anladım işi; San’at ALLAH’ı aramakmış,
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.
Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir?
Dilsizce, yalnız ALLAH (C.C.) demeye kimler gelir?

Seni aramam için beni uzağa attın,
Alemi benim, beni Kendin için yarattın.
Tel tel iplik iplikte dikseler ağzımı,
Tek ses duysalar; ALLAH (C.C.) yoklayanlar nabzımı.

Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime,
Bilsin; ALLAH’tan (C.C.) başka bilmiyorum kelime.
Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi,
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.
O ALLAH’ın (C.C.) emriyle kâinat Efendisi (SAV),
Varlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.

Müjdecim, kurtarıcım, Efendim, Peygamberim,
Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.
Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür,
Sana çöl gibi gelen, O göl diyorsa göldür.

Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa,
Başım onlarım hepsi için secdeye varsa.
O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır,
O yüz ki göz değince ALLAH’ı (C.C.) hatırlatır.

Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı söyle,
Cevap: son anda nasıl olacaksa, hep öyle.
Biri aşk, biri nefret, bizim kanadımız çift,
Ateş saçmalı ki Nûr, erisin kapkara zift.

Büyük Randevu, bilsem nerede saat kaçta,
Tabutumun tahtası bilsem hangi ağaçta.
Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir,
Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.

Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm,
Gözümde son marifet, Azrail’e (A.S.) tebessüm.
Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var,
Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.

O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail’e (A.S.) “hoş geldin” diyebilmekte hüner.
Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun,
Ölümüde öldüren Rabb’e secdeler olsun.
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber (SAV)?

11 Ekim 2015 Pazar

İman hakikatleri ile mutlaka imanlı bir gençlik yetiştirmek gerekiyor.


İman hakikatleri ile mutlaka imanlı bir gençlik yetiştirmek gerekiyor.
Güneydoğu ciddi şekilde bölünme tehdidi altında, bu yüzden halkın ve gençliğin şuurunun açılması şart.












Kurani çalışma ile, iman hakikatleri ile, imanlı gençlik, milli gençlik yetiştirilmesi gerekiyor.PKK’nın ülkemizi bölmeye çalıştığı şu günlerde şuurlu, milli düşünceyi savunan, milli aklı, milli şuuru iyi bilen gençler yetiştirilmesi şart. Bu yüzden devletimiz okullarda, üniversitelerde ‘Milli şuur’ dersinin verilmesini sağlamalı. Ülkemizin gençleri bölünme tehlikesine karşı uyarılmalı. Aksi taktirde başıboş, günlük hayata dalmış, gezmekten, eğlenmekten, film ve dizi seyretmekten başka hiçbir şey düşünmeyen bir gençlik yetişiyor. Bizim gençlerimiz materyalist zihniyetle eğitilip maymundan geldiğine inandırılırken, PKK dağda ciddi şekilde Marksist, Leninist bir eğitimle eli kanlı komünist teröristler yetiştiriyor. Dağa çıkan her teröristin beynine haksız bir dava bilinci kazınıyor. Dağda taşta, kahvehanelerde, evlerde geceli gündüzlü propaganda yapıyorlar. İşte bu yüzden -30 derece soğuklarda dağlarda yıllarca savaşıyor ve ideallerinden asla vazgeçmiyorlar.
Hem Güneydoğu’da hem de Türkiye’nin her yerinde Komünist tehlikeye karşı vatandaşlarımızın imanı kuvvetlendirilmeli, iman hakikatleri anlatılmalı, kalplere Allah sevgisinin yayılması sağlanmalı. Gençlerimiz hem çok modern, hem de bağnazlıktan uzak olup çok dindar olmalı. Kuran’ın ruhu tüm Güneydoğu’ya ve diğer bölgelere hakim olmalı. Ve Türkiye’de 78 milyon tek vücut olup, tek yürek olup, bölünme tehlikesine karşı dimdik durmalı, asla yılmamalı. İnsanların imanlarının artmasına vesile olması dileğiyle şimdi iman hakkikati resimlerimize bakalım:
 
1 2 3 4 5

Bin yıldan daha eski iskelet kemikleri Mehdi ile konuşacak…


Bin yıldan daha eski iskelet kemikleri Mehdi ile konuşacak…
Hz. Mehdi, aradan milyonlarca yıl geçmesine rağmen değişmeyen fosillerle yaratılışı ispat edecek.

Bakın ne diyor peygamberimiz bir hadisinde:
BİN YILDAN DAHA ESKİ İSKELET KEMİKLERİ, İMAM MEHDİ (A.S.) İLE KONUŞACAKLAR.(Mikyaal al-Makaarem, c. 1, s. 223-224)
Bu hadis gerçekten de çok anlamlı ve çok özel bir hadis. Çünkü tam olarak ahir zamanda yaşadığımız bu dönemde yaşanacak bir olaya dikkat çekiyor peygamberimiz.
Hadiste verilen bilgiye göre Hz. Mehdi'nin fosillerle ilgileneceğini, Yaratılış gerçeğini fosillerle ispat edeceğini, bu eski fosillerle inkârı ve dalaleti; dinsiz, materyalist ve Darwinist sistemi ortadan kaldıracağını görüyoruz.  
Hz. Mehdi’nin, materyalizmin ve Darwinizm'in geçersizliğini ispat ederken bin yıldan eski, yani milyonlarca yıllık fosilleri kullanacağı açıkça anlaşılmaktadır. Hadis, fosillerin adeta lisan-ı hal ile, “Hüccet Mehdi, biz Allah'tan bir deliliz; bizlerin evrim geçirmediğimizi, ilk yaratılıştan itibaren değişmeden aynısıyla kaldığımızı bizleri delil göstererek insanlara anlatabilirsin” diyeceklerine ve Hz. Mehdi'nin de, yer altından çıkan fosiller yoluyla bu gerçeği resim, yazı, kitap, video film ve belgelerle insanlara anlatacağına işaret etmektedir. 
Bildiğiniz gibi Hz. Mehdi'nin bir ismi de, “delil getiren” yani “Hüccet”tir. Hüccet Mehdi ahir zamanda hüccet (delil) ile konuşacaktır. Allah ona bu imkânı verecek ve canlılara ait kemikler de Hz. Mehdi için birer delil (hüccet) olacaktır. 
Hz. Mehdi bu fosilleri, o devrin ateist, materyalist ve evrimcilerine karşı, reddi mümkün olmayan kesin birer delil olarak kullanacak ve bu yolla evrimcileri mağlup edip materyalist sistemi tamamen ortadan kaldıracaktır.
Bediüzaman Said Nursi de eserlerinde, Hz. Mehdi’nin birinci vazifesinin, “maddiyyun ve tabiyyun taunu”nu, yani Allah’ı inkâr üzerine kurulmuş materyalizm ve Darwinizm fikrini yerle bir ederek tam olarak etkisiz hale getirmek olacağını şöyle bildirmiştir:
Ve onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) üç büyük vazifesi olacak: Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve MADDİYUN (materyalizm) VE TABİİYYUN (Darwinizm) TAUNU(salgınının), BEŞER İÇİNE İNTİŞAR ETMESİYLE (insanlar arasında yayılmasıyla),HERŞEYDEN EVVEL FELSEFEYİ VE MADDİYUN FİKRİNİ (Darwinist materyalist felsefeyi) TAM SUSTURACAK BİR TARZDA İMANI KURTARMAKTIR... (Emirdağ Lahikası, s. 259)