2 Eylül 2014 Salı

Hz. Mehdi İstanbul’u manen ilimle fethedecektir...


Hz. Mehdi İstanbul’u manen ilimle fethedecektir...
Kıyamete çok az kaldı, kıyametten önce Hz. Mehdi ve Hz. İsa zuhur edecek.

Biliyorsunuz Fatih Sultan Mehmet Hz. Mehdi fethedeceği için İstanbul’u fethetmek istememiş, fakat kendisinin İstanbul’u fethedeceği, Hz. Mehdi’ninde manevi olarak fethedeceği söylenince ikna olmuş. Hz. Mehdi ile İstanbul arasında çok özel bir bağ var. Kutsal emanetlerİstanbul’da, peygamberimizin hırkai şerifi İstanbul’da, peygamberimizin kılıcı İstanbul’da...  Kutsal emanetlerin yüzyıllar öncesinden getirilip İstanbul’a konması Hz. Mehdi içindir. Bediüzzaman, “Mekke’de, Medine’de olsam İstanbul’a gelirdim” diyor. “Türkiye, İstanbul İttihad-ı İslam’ın merkezidir.” diyor. Hep İstanbul eksenli bir politikası olmuştur Bediüzzaman’ın. 
Peygamberimiz Hz. Mehdi’nin İstanbul’dan çıkacağını şu hadislerle bildiriyor:
Hz. İbni Amrdan (ra) rivayet edilmiştir:
Peygamberimiz buyurdu ki: "Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz, (altıncısı) Medinenin (şehrin) fethi."
Denildi ki: Hangi Medine? (Hangi şehir?)
Buyurdu ki: Konstantiniyye (İstanbul)1
Nuaym bin Hammad, Ebu Cafer'den şöyle rivayet etmiştir: "… Zulmü ve zalimleri engelleyecek, ülkeler düzelecek, Cenab-ı Hak kendisine İstanbul’u (manen) fethettirecektir."2
Allah Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) çok sevdiği dostlarının eliyle fethedecek...Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak. 3
Şu anda İstanbul’un dört bir yanının bayraklarla donatılması da Hz. Mehdi’nin İstanbul’dan çıkış alametlerinden birinin zuhurudur. Peygamberimiz hadisinde şöyle bildiriyor:
Konstantiniyye'nin fethi sırasında, SABAH NAMAZI İÇİN ABDEST ALIRKEN BİR BAYRAK DİKECEK, deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takip eden Hz. Mehdi, karşı kıyıya geçecektir.Sonra BİR BAYRAK DAHA DİKECEK ve diyecek ki "Ey insanlar, ibret alınız. Deniz Ben-i İsrail'e nasıl yol verdiyse, bize de öylece yol verdi." 4
Hz. Mehdi’nin kutsal emanetlerle çıkması da İstanbul’dan çıkacağının bir başka alametidir.
Abdullah b. Surefeden rivayet edildi ki: "HZ. MEHDİ’NİN BERABERİNDE, SÜSLENMİŞ BİR HALDE PEYGAMBERİMİZ'İN BAYRAĞI OLACAKTIR." 5
Alametlere gelince; BERABERİNDE ALLAH RESULÜNÜN GÖMLEĞİ, KILICI, SANCAĞI BULUNACAKTIR.O sancak ki Peygamberin vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır... 6
Hadislerden de anlaşılacağı üzere İstanbul Mehdi için özel olarak Cenab-ı Allah tarafından alınmıştır, Osmanlı’ya verilmiştir. Mehdi’ye verilen hediye İstanbul’dur. İstanbul Mehdi’ye emanet olduğundan kimse el süremiyor. Hz. Mehdi kaderinde olduğu için İstanbul’dan çıkacak, o zuhur ettiğinde Müslümanlar büyük bir sevgiyle onun çevresinde toplanacaklardır.
Kaynaklar:
1. (Medineli Allâme Muhammed b. Resul el-Hüseynî el-Berzencî, Kıyamet Alametleri, 204 Ramuz-el Ehadis, 296)
2. (Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal")
3. (Kıyamet Alametleri, s. 181)
4. (El-Kavlü'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 57)
5. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 65)
6. (Kıyamet Alametleri, s. 164)

Böceklerdeki muhteşem yaratılış evrimcileri köşeye sıkıştırıyor


Böceklerdeki muhteşem yaratılış evrimcileri köşeye sıkıştırıyor
Küçücük bir böcek, belki de gözümüzle görmekte bile zorlandığımız kadar küçük. Bu küçük böceği yakından inceleyen bilim adamları karşılarındaki kusursuz sistemler karşısında hayrete düşüyorlar. Böcekler bilim adamlarını hayrete düşüren mükemmel kompleks yapıları ile Rabbimizin kusursuz sanatı ile yaratılmışlardır.
Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)
Bildiğiniz gibi sözde evrim teorisi savunucuları böcekler içinde çeşitli evrim yalanları uydurmuşlardır. Fakat iddialarına baktığınız zaman tamamen büyük çaplı bir açmazlar zincirinin içinde oldukları net bir şekilde görülecektir. Bilim adamları kendi içlerinde çelişkiye düştüklerini ve büyük bir açmaza girdiklerini kendileri daha zaman zaman itiraf etmekte kendilerini alamazlar.
böcek 1Böcekleri diğer canlılarla kıyasladığımızda onların çok ayrı bir yeri olan canlılar oldukları görürüz. Fosilkayıtlarından anlaşıldığı gibi, böcekler en az 400 milyon yıldır varlıklarını sürdürmektedirler. Bugün bilinen hayvanların dörtte üçünü böcekler oluşturmaktadır. Bu canlılar, nüfusları, tasarımları ve besin zincirine olan önemli etkileriyle sözde evrim teorisi savunucularını oldukça zor bir duruma sokmaktadırlar. Bu dönem boyunca, çeşitli felaketler yaşanmış, dünyadaki hayvan türlerinin büyük bir kısmı yok olmuştur. Bu olaylardan belki de hiç etkilenmeyen tek canlı böceklerdir. Sahip oldukları üstün tasarımla her türlü ortamda yayılmış ve çoğalmışlardır. Çölde, ormanda, göllerde, volkanlarda, sıcak sularda, buzullarda, kısacası her yerde böceklere rastlamak mümkündür. Mesela bazı böcekler bir tür antifriz üreterek vücut sıvılarının donmasını engellerler. Böylece Himalaya Dağları’nın yüksek tepelerinde ya da bazıları Sahra Çölü’nde 47°C’nin üstündeki sıcaklıkta yaşayabilirler.

Böceklerin türü ve sayısı o kadar fazladır ki, bilim adamları bu konuda kesin bir rakam verememektedirler. Son yapılan çalışmalara göre böcek türlerinin tahmini sayısı 2 ile 30 milyon arasındadır. Bu türlerin içinde sadece 370.000 adeti tanımlanabilmiştir, ayrıca 15.000 kadar fosil böcek türü bulunmuştur.
Bugün, bilinen hayvan türlerinin dörtte üçünü böcekler oluşturmaktadır ve tahmini sayıları 1 trilyondan fazla, toplam ağırlıkları ise 2,7 milyar ton olarak belirtilmektedir. Bu rakam 45 milyar insanın toplam ağırlığına eşittir. Yani yaşayan her insan başına 170 milyondan fazla böcek düşmektedir. (Zuhal Özer, Böcekler, Bilim ve Teknik, Şubat 2000, sf.92)
böcek 3Geneva, sans-serif; line-height: 15.360000610351563px; border: 0px; padding: 0px; margin: 0px 0px 10px; display: inline;" width="650">Bu olağanüstü sayılardan da anlaşılacağı gibi, böcekler hem nüfuslarıyla, hem sahip oldukları tasarımlarıyla, hem de besin zincirinde en önemli halkalardan birini oluşturmalarıyla, bize önemli mesajlar vermektedirler.

Milyonlarca böcek türünü tek tek inceleyecek olursak her birinin farklı bir tasarıma sahip olduğunu görürüz. Sadece kanatları açısından bile, birbirine benzemeyen birçok çeşit vardır. Mesela kelebeğin kanatlarıyla sineğin kanatları tamamen farklı tasarıma sahiptir, aynı şekilde yusufçukla çekirge, hamamböceğiyle karınca, arıyla pire gibi, böcek olduğu halde, son derece farklı tasarıma sahip, henüz tam sayısı belirlenememiş milyonlarca böcek vardır. Böceklerin her birinin sahip olduğu özellikleri tek tek burada incelememiz mümkün değildir, ancak böceklerin yapılarındaki bazı ortak tasarımları inceleyebiliriz.
Böcekler her türlü iklim koşulunda yaşayabilecek özelliklere sahiptirler. Bu özelliklerin başında vücutlarının dış yüzeyini saran kitin tabakası gelir. Böcekler, bir iskelete sahip değildirler. Bunun yerine vücutlarını bir zırh gibi saran dış iskelete sahiptirler. İşte bu zırhın ana maddesi kitindir. Kitin son derece hafif ve incedir. Bu nedenle böcekler onu taşımakta hiçbir zaman zorlanmazlar. Böceğin bedenini dışardan sarmasına karşın, iskelet işlevi görecek kadar sağlamdır. Ama aynı zamanda da son derece esnektir. Vücut içinden uçları kendine bağlı olan kasların kasılıp esnemesi ile hareket edebilir. Bu, böceklere hareketlerinde çabukluk kazandırdığı gibi, dışarıdan gelecek darbelerin etkisini de azaltır. Üzerindeki özel kaplama maddesi nedeniyle dışarıdan içeri su geçirmez. Vücut içindeki sıvıları da dışarı çıkarmaz. Sıcaktan hatta radyasyondan etkilenmez. Çoğu zaman etrafa tam uyum sağlayacak bir renktedir. Bazen de caydırıcılık sağlayacak kadar parlak olabilir. Kitin maddesi, bilim adamları ve tasarımcıların yapay olarak üretmeyi hayal ettikleri bir maddedir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren, kitin kullanılarak üretilebilecek malzemelerin ve araçların tasarımı yapılmıştır.
böcek 2Exeter Üniversitesi’nden Robin J. Wootton, Scientific American dergisinde yayınlanan makalesinde böceklerin uçuş becerilerini ise şu şekilde yorumluyor: “Böcekler bütün uçan makineler içinde en çevik ve en çok manevra kabiliyetine sahip olanlardandır… bazı böcekler -az kütle, gelişmiş sinir-duyu sistemleri ve kompleks kas yapısı sayesinde- hayret verici hava akrobasisi örnekleri sergilerler. Örneğin karasinekler hızlı uçuş sırasında yavaşlayıp havada asılı kalır, ters döner ve bu şekilde uçar, dikey dönüş yapar, yuvarlanır ve tavana iniş yapar; hepsi saniyeden az bir sürede gerçekleşir…”

Yüz milyonlarca yıldır hayatta olan, ilk yaratıldığı şekli ve özellikleriyle hiç değişmeden günümüze kadar ulaşan böcekler evrim teorisini hezimete uğratmaktadır. Gerçekten de evrim teorisi, böceklerin ve onların sahip olduğu özelliklerin kökenini açıklayabilmek için yeni mekanizmalar uydurmak zorundadır.

Peygamberimizin gizlenen mucizeleri -2


Peygamberimizin gizlenen mucizeleri -2
Ahir zamanda peygamberimizin hadisleri arka arkaya gerçekleşiyor.

Yazımın ilk bölümünde ahir zamanda olduğumuzdan ve peygamberimizin mucizelerinin ard arda gerçekleştiğinden bahsetmiştim. Ahir zaman gerçekten de çok özel bir dönem. Çünkü hiçbir İslam alimi peygamberimizin buhadislerinin arka arkaya gerçekleştiğinden bahsetmiyor ve müminleri müjdelemiyor. Halbuki peygamberimiz ahir zamanda gerçekleşecek olayları adeta görmüş gibi anlatmıştır.
Yaşadığımız bu dönemde kimse anlatmasa da bizler insanlara Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın yakında zuhur edeceğini, bunun için birçok alametin arka arkaya büyük bir mucize olarak gerçekleştiğini anlatacağız ve müminleri İslam’ın dünya hakimiyeti ile müjdeleyeceğiz. Peygamberimizin gizlenen ilk mucizesi “Fırat’ın suyunun kesilmesi” dir. Bugün ikinci mucize olarak peygamberimizin bizlere ahir zaman alameti olarak bildirdiği “Afganistan’ın işgali”nden bahsedeceğim.
Afganistanin isgali 1
Peygamberimiz hadisinde Afganistan’ın işgal edileceğini şöyle bildirmiştir:
“Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)
Afganistanin isgali 4
Hadiste Afganistan’ın Mehdi zamanında işgal edileceğine işaret olabilir. Gerçekten de Rusların Afganistan’ı işgali olan 1979 yılı hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir.
Afganistanin isgali 2
Peygamber Efendimiz hadislerinde bildirdiği gibi Hz. Mehdi’nin çıkış tarihi Hicri 1400 yılıdır. Ve yine hadislerde bildirilen Hz. Mehdi’nin çıkış alametleri de Hicri 1400’lü yılların başlangıcına denk gelmektedir. Hicri 1400 yılında gerçekleşen Afganistan’ın işgali’de Hz. Mehdi’nin çıkış alametidir.
“Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır…”
Hadisin bu bölümünde de Afganistan’ın maddi zenginliklerine dikkat çekilmektedir.Bugün Afganistan’da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.Tıpkı hadiste işaret edildiği gibi.
Peygamberimizin ahir zaman ile ilgili hadislerinin arka arkaya gerçekleştiğini özenle gizleyen İslam alimleri bunun hesabını ahirette vereceklerdir.
Afganistanin isgali 3
Hz. Saab ibni Cessame (ra)’dan rivayet edildi:
Deccal insanlarca kendinden bahsedilmekten zuhul edilmedikce (unutulmadıkca) ve imamlar da minberlerde ondan bahsetmeyi terk etmedikce çıkmaz. (Ramuz el Hadis, sf. 485)
Afganistanin isgali 5
Demekki ahir zaman alametlerinin anlatılmaması da Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerinden biridir. Söz konusu alimlerin Deccaliyeti, Mehdiyeti, İsa Mesih’i anlatmayı terk etmesi, peygamberimizin mucizelerini gizlemesi Hz. Mehdi’nin zuhurunun yakın olduğunu göstermektedir. Yazıma üçüncü bölümde devam edeceğim.

Milyonlarca insanın gözündeki mucize kimlik: İris


Milyonlarca insanın gözündeki mucize kimlik: İris
Gözleri düşünmek Darwin'i evrim teorisinden soğutuyordu.

geneva, sans-serif; font-size: 12px;"> Milyonlarca insanın gözlerinde özel bir kimlik taşıdığını biliyor musunuz? İris, gözün ön bölümünde bulunan ve göze rengini veren damarlı bölgedir. Parmak izi gibi iris de kişilerin kendilerine özeldir. Tek yumurta ikizleri aynıDNA yapısına fakat farklı iris yapısına sahiptir. Kuşkusuz bu Rabbimizin çok büyük bir mucizesidir. Dünyaya gözlerini açan her bebek göz bebeklerinde özel olarak yaratılmış bir kimlikle dünyaya gelir.
Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, ‘sana bir düzen içinde biçim verdi’ ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti. (İnfitar Suresi, 6-8)
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Mü’minun Suresi, 78)
İris ile ilgili biraz bilgi verelim. Korneanın (saydam tabakanın) arkasında yer alan iris, retinayı gereksiz ışınlardan korur. Çevresinde bulunan iki kas sayesinde gözbebeğinin boyutunu ışık şiddetine göre ayarlar. Kaslardan biri tıpkı bir kese bağı gibi gözbebeğini daraltır. Göz bebeğinin etrafında papatya yaprakları gibi dışa uzanan diğer kaslar ise ışığın şiddeti azaldığında göz bebeğini büyütürler. Bu sayede gözün içine giren ışık miktarı sabit tutulur.
Şimdi aksini düşünelim. Eğer böyle bir mekanizma olmasaydı göz kendisini değişen ışık miktarına göre ayarlayamayacaktı. Normalde, çok küçük orandaki bir ışık değişiminde bile göz, uzun süre kamaşacak, görme ile görememe arasında uzun bir zaman geçecekti.
Uzun süre aydınlık bir ortamda bulunduktan sonra karanlık bir ortama geçildiğinde gözde meydana gelen kamaşmanın iki nedeni vardır. Birincisi, karanlıkta retina duyarlılığının artmasıdır; ikincisi ise, iristeki kasların harekete geçmeleri için kısa bir sürenin gerekmesidir. Karanlık bir yerden birden aydınlık ortama geçildiğinde, göz bebeği kısa bir süre genişliğini korur. Göz ışıkta kaldıktan ancak 0.04-0.05 saniye sonra göz bebeği iristeki kasların yardımıyla daralmaya başlar ve bu daralma 0.1 saniyede maksimuma ulaşır.
İristeki kasların yardımıyla göz bebeğinin daralma süresi 0.1 saniye değil de daha uzun bir zaman alsaydı o süre yarı kör olarak geçirilir ve bu büyük bir rahatsızlık meydana getirdi. Ancak böyle olmamaktadır. Gözdeki mükemmel tasarım sayesinde her an zorlanmadan ve rahatsızlık duymadan çevremizi görebiliriz.
İris, sahip olduğu pigmentli hücreler sayesinde aynı zamanda göze rengini veren tabakadır. İrisin rengi tıpkı deride olduğu gibi mevcut pigment çeşidine ve miktarına bağlıdır. Açık renk derili insanların gözleri mavi, yeşil ya da açık gridir. Koyu renk derili insanların gözleri ise genelde koyu kahverengi veya siyahtır.
Şimdi her insanda özel olarak yaratılan iris ile ilgili resimlerimize bakalım.
gözbebeği 1 gözbebeği 2 gözbebeği 3 gözbebeği 4 gözbebeği 5

Kuran’ı yüksek yerlere kaldırmayın, okuyun…


Kuran’ı yüksek yerlere kaldırmayın, okuyun…
Müslüman Kuran'ı sürekli okuyup hayata geçirmeli.

Kuran 1400 yıl önce Rabbimiz tarafından insanlığa indirilen, içinde birçok hikmet barındıran, birçok mucizeler taşıyan kutsal kitabımız. İçinde yer alan tam 6666 ayetin katlamalı anlamları olduğunu düşündüğümüzde, hem geçmişe hem de geleceğe baktığını fark ettiğimizde, içinde ahir zamanla ilgili çok önemli deliller olduğunu bildiğimizde ne kadar büyük bir mucize ile karşılaştığımızı anlıyoruz.
Kuran öyle değerli ve tüm insanlar için öyle önemli bir kitaptır ki, içinde manevi olarak, ya da günlük yaşantınızda yol gösterici olarak her türlü bilgiyi barındırır.
Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (En'am Suresi, 38)
Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Enbiya Suresi, 10)
Günümüzde Kuran’ı yükseklere kaldıran ve eline alıp ayetleri okumayan, ayetler üzerinde düşünmeyen o kadar çok insan var ki. Hâlbuki Kuran samimi müminlerin ayetleri okumaları, inceden inceye düşünmeleri, ayetler üzerinde tefekkür etmeleri, karşılıklı ayetleri okuyup birbirlerine Kuran ahlakını tavsiye etmeleri için gönderilmiştir. Kuran tam tersine yükseklere kaldırılacak bir kitap değil, evin en görünen yerinde tutulacak bir kitaptır. Sürekli ayetleri okuyup, hatırda tutmak müminin Allah’ın rızasını kazanması için en akılcı tavırdır.
Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır.(Ahzab Suresi, 34)
Kendilerine verdiğimiz kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkar ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Bakara Suresi, 121)
…kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz Biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz. (Araf Suresi, 170)
Mümin eğer Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsa, bu dünyanın ardından sonsuz hayatında cennete kavuşmak istiyorsa Kuran’ın her ayetini bilip hayata geçirmekle yükümlüdür. Kuran’ı çok iyi bilecek ki, herhangi bir olay ile karşılaştığında nasıl davranacağını bilsin. Bu yüzden Kuran’ı Türkçe okuyup anlamalıyız, ayetler üzerinde derin derin düşünmeliyiz ve Rabbimizin bize tarif ettiği Kuran ahlakını tam olarak uygulamalıyız. Tabii ki Arapça bilen Kuran’ı Arapça’sından da okur, ama bilmeyen Türkçesinden okuyup ayetleri anlamalıdır. Bu ayetler insanlara okuyup anlamaları için indirildi.
Akıl ve Kuran iç içedir. Akıllı olmak için Kuran’a vakıf olmak gerekiyor. Onun için Kuran’a göre düşünmek gerekiyor. Mümin Kuran’ı okuyup uyguladıkça ve nefsini eğittikçe tam anlamıyla mükemmel bir ahlaka kavuşuyor. Tevekkülü artıyor, imanı artıyor, güzel ahlakı artıyor, sabrı artıyor, Allah’a ve O’nun yarattıklarına sevgisi artıyor. Müslüman Kuran’a tam anlamıyla sarıldıkça üzerine çok güzel bir cennet ahlakı geliyor.
Unutmayın ki, Kuran’ın bütün hükümleri insanlar için cankurtaran hükmündedir. Yoksa insan boğulur, hayat onu boğar. İnsan adeta suyun içinde yaşıyor zaten. Kuran olduğu için, Kuran’a uyduğu için insan boğulmadan yaşıyor. Bu nimetler olmadığında boğuluyor insanlar. Dünya hayatı, tevekkülsüzlük, gelecek korkusu, sevgisizlik onları mahvediyor, adeta insanlıktan çıkarıyor.
Güçlü bir iman için, derin bir iman için, tam bir teslimiyet için Kuran’a tabi olmamız gerek. Bunun için samimi Müslümanlar olarak Kuran’ı elimizden düşürmeyelim. Sabah kalktığımızda, öğlen arkadaşlarımızla sohbete oturduğumuzda, akşam yatarken Kuran okuyalım. Dostlarıma, eşimize, çocuklarımıza Kuran mucizelerinden bahsedelim. Böylece vicdanımızı tam olarak kullanıp Allah’ın sevdiği kullarından olalım.
O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Mü'min Suresi, 13)
Öyle olmasa, Kur'an'ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş? (Muhammed Suresi, 24)

Kuran’a göre İslam’ı yaşayın, yobazlara göre değil -3


Kuran’a göre İslam’ı yaşayın, yobazlara göre değil -3
Hz. Mehdi yobazların dinimize verdiği zararı ortadan kaldırıp dini Kuran'a döndürecektir.

Yobazlar dinimize yüzlerce hurafe sokup dinimizi iyice yaşanmaz hale getirmişler. Onlara göre başı açık bir kadının dindar olması mümkün değil. Kendi uydurdukları dinde o kadar çok yasak var ki. Televizyon yasak, müzik yasak, kadınların ve erkeklerin bir arada bulunması yasak, kadının kocasının sözünden çıkması yasak, kadının çalışması yasak. Halbuki Kuran’a göre bunların hiçbiri yasak değil. Allah Kuran’da yobazların kendi kafalarına göre birçok helal ve haram uydurduklarını şöyle bildiriyor:
Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Nahl Suresi, 116)
Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Maide Suresi, 87)
Kuşkusuz yobazlık insanlık tarihinin en büyük felaketidir. Faşizmden daha da beterdir. Komünizmde yine karşınızdakine laf anlatabilirsiniz ama yobaza laf hiç anlatamazsınız. Müthiş bir vahşettir yobazlık. Sadece kendi kafasını doğru görür, karşısındakileri de dinsiz olarak algılar.
Yobazların en büyük özelliği sevgisiz olmalarıdır, yobazda, bağnazda bir gün bir estetikten sevgiden bahseden bir yazı bulamazsınız. Tek bir gün sevgiden bahsetmezler. Sevgi ağırlarına gider.
Yobazlar kendi uydurdukları dinle, bağnazlıkla tüm dünyada İslamofobi’yi geliştirdiler. Yobazların marifeti bu. Mehdiyet olmasa İslam’ı yeryüzünden silmişti yobazlar. İslam’ın dünyada kalmasının sebebi Mehdiyet’tir. Bağnazlar, yobazlar Müslümanları değersiz hale getirdi. Hatta birbirlerini de değersiz ve basit görüyorlar. Birbirlerini öldürmeyi de normal görüyorlar. Kalitesiz, görgüsüz, cahil, tipsiz, itici bir insan güruhu oluşturdular. Bu gürühu da tüm dünyaya Müslüman diye tanıtıyorlar.
Halbuki samimi Müslüman, Kuran’a uyan Müslüman son derece moderndir, kalitelidir, tertemizdir, sanata bilime, güzelliğe, estetiğe önem verir. Herşeyden önce sevgi doludur, merhametlidir, şefkatlidir. Görgülüdür. Yüzünde imanın nuru vardır, çok asildir. Dünya için değil ahiret için yaşar, sürekli Allah’ın rızasını arar. Fakat dünyada Allah’ın verdiği nimetleri de sonuna kadar kullanır. En güzel kıyafetleri giyer, en güzel evlerde oturur ve bunun için de sürekli Allah’a şükreder. Samimi Müslüman son derece tevazuludur, diğer dinden olan insanlara karşı da son derece sevgi dolu ve şefkatlidir.
Ahir zamanda dinimizi yobazların elinden kurtaracak olan ve son kez dünyaya hakim edecek olan Hz. Mehdi’dir. Hz. Mehdi tüm dünyanın sevgi öğretmeni olacaktır. Dini tam anlamıyla Kuran’a döndürecek ve mezhepleri kaldıracaktır. Hz. Mehdi’nin karşısında hiçbir yobaz duramayacaktır.
Benden sonra halifeler olur. Halifelerden sonra emirler, emirlerden sonra zalim melikler gelir. Son olarak da ehl-i beytimden birisi (Hz. Mehdi (as) çıkar. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 84)
Bu yazı dizimin dinimizi yanlış bilen tüm mümin kardeşlerim için bir yol gösterici olmasını ümit ediyorum. Aşağıdaki resimler Kuran bakış açısıyla yobazların bakış açısının ne kadar farklı olduğunun görülmesini sağlayacaktır. Şimdi resimlerimize bakalım.

 
yobaz 1 yobaz 2 yobaz 3 yobaz 4 yobaz 5

Türkler Suriyeli Müslüman kardeşlerimize Müslümanca yaklaşmalı


Türkler Suriyeli Müslüman kardeşlerimize Müslümanca yaklaşmalı
Devlet mutlaka Suriye'li mültecileri koruyup onlara elinden gelen yardımı yapmalı, Müslüman ahlakı bunu gerektirir.










Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle Suriye’den gelen binlercemülteciye çok uzun süredir Türkiye bakıyor. Dünya genelinde sayıları 4 milyona yaklaşan Suriyeli mültecilerin yaklaşık üçte biri şu anda Türkiye’de.
Bildiğiniz gibi Ortadoğu’da ne zaman bir savaş olsa, ne zaman iç savaş çıksa çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, binlerce mülteciye Türkiye ev sahipliği yapıyor. Filistin, Irak, Suriye ve şimdi de Yezidiler nerdeyse tek çözümü Türkiye’ye kaçmakta buluyorlar. Bu zavallı insanlar normal bir ortamdan Türkiye’ye kaçıp gelmiyorlar. Öncelikle bunu çok iyi düşünmek lazım. Evlerinin üzerine bombalar yağıyor, tüm yakınlarını kaybetmiş oluyorlar. Çocuklar annelerini, babalarını, kardeşlerini yitirip tek başına ortada kalıyor. Çok büyük bir felaketin ortasından, hiçbir can güvenlikleri olmadan kaçıp Türkiye’ye sığınıyorlar.
Türk halkı bu durumda Kuran ahlakını tam olarak göstermeli ve Kuran ahlakından asla taviz vermemeli. Bizler şu anda Muhacir ve Ensar durumundayız. Onlar bizim Müslüman kardeşlerimiz. Ortada çok ciddi bir savaş ortamı var. Peygamberimiz döneminde peygamberimiz ve yanındakiler savaştan kaçtıklarında Medine’li Müslümanlar onlara kapılarını ardına kadar açmışlar, onlarla kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile her şeylerini paylaşmışlardı. Peygamberimiz Muhacir ve Ensar’ı kardeş ilan etmiş, onlar da bu kardeşliği en güzel şekilde uygulamışlardı.
2
Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Tevbe Suresi, 100)
..Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)
1
Bakın Allah Haşr Suresi 9. Ayette iman edenlerin hicret edenleri sevdiklerinden bahsediyor, kendileri ihtiyaç içinde olsalar da kardeşlerini kendi nefislerine tercih ettiklerini anlatıyor. Burada Müslüman’ın yüksek ahlakından, güzel vicdanından, tertemiz imanından bahsediliyor. Türk halkının da Suriye’li kardeşlerimize işte böyle Kuran ahlakıyla davranmalı, onları koruyup gözetmeleri, kendilerini onların yerine koyup onlara şefkat ve merhamet duymaları gerekiyor. Kimin ne duruma düşeceği, kimin aniden savaş ortamında kalacağı belli olmaz. Bu yüzden bizler Türk halkı olarak elimizden geleni sonuna kadar en güzeliyle yapmakla yükümlüyüz.
3
Basında bazı şehirlerde Suriye halkından bazı kişilerin sorun çıkardıkları, ya da suç işledikleri konu ediliyor. Tabii ki her toplumun içinde suç işleyenler çıkabilir, ya da ters tavır gösterenler olabilir. Bunun için tüm Suriye’li mültecileri suçlamak, zavallı kadınları ve çocukları Türkiye’den göndermeye çalışmak çok büyük vicdansızlıktır. Onların şu anda evsizlikle, susuzlukla, açlıkla, işsizlikle mücadele ettiklerini unutmayalım. Allah’ın bize Kuran’da emrettiği gibi savaşın ortasında yaşamaya çalışan Müslüman kardeşlerimize elimizi uzatalım.
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)
4
Aşağıda Suriye’li küçük bir kızın videosunun olduğu bir link var. Bu videoda küçücük bir çocuğun Allah’a ne kadar bağlı olduğunu görmenizi istiyorum. Daha o yaşında Allah’ın kendisini imtihan ettiğini biliyor. Tüm bu ortamın aslında özel olarak Allah tarafından yaratıldığını biliyor ve Allah’tan yardım bekliyor.
Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. Türk halkı olarak bize hangi ülkeden gelirlerse gelsinler bizler Müslüman kardeşlerimizi Ensar olarak karşılayalım, onlara sofralarımızı açalım, yaşamaları için imkân sağlayalım. Bütün bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yapalım. Onları bu ülkeden göndermek isteyenlerin ne kadar Kuran ahlakından uzak olduklarını görelim. O ortamda bizlerin, çocuklarımızın ve eşlerimizin de olabileceğini, yalvararak yardım isteyenlerin bizler de olabileceğini unutmayalım.