31 Ağustos 2014 Pazar

21. yüzyıl bilimi evrim teorisini çökertmiştir

21. yüzyıl bilimi evrim teorisini çökertmiştir


Darwin evrim teorisini ortaya attığında son derece ilkel koşullarda çalışıyordu. Elektron mikroskobu daha henüz keşfedilmemişti. Darwinhücreyi içi su dolu bir kesecikten ibaret zannediyordu, DNA’nın indirgenemez kompleks yapısından da habersizdi.
21. yüzyılda bilimin adeta çağ atlaması evrim teorisinin sonunu getirdi. Artık evrimi savunan bilim adamları yaratılışçıların karşısına evrim teorisini savunmak için çıkamıyorlar. Şimdi evrim teorisinin nasıl köşeye sıkıştığına hep birlikte bakalım:


1-Tek bir protein bile doğada kendi kendine oluşamaz:
Evrim teorisi canlıların doğada kendiliğinden oluşan ilk hücrenin milyonlarca yılda geçirdiği değişimlerle oluştuğunu iddia eder. Ancak bir hücre, proteinlerden oluşur. Dolayısıyla ilk etapta ispatlanması gereken bir proteinin kendi kendine nasıl oluştuğudur. Ama evrimcilerin bazıları bu konuda sessiz kalmış bazıları da ilk proteinin milyonlarca yılda oluşabileceği gibi bir iddia ortaya atmıştır. Ancak bir proteinin doğada kendi kendine oluşması imkânsızdır. Çünkü bir proteinin üretiminde yüzlerce protein görev alır. Ayrıca hücrenin tüm organellerinin kusursuzca çalışması şarttır. Yani tam teşekküllü bir hücre olmadan protein üretimi imkânsızdır. 500 aminoasitlik bir proteinin doğru dizilimi bulma ihtimali 10 üzeri 950 de 1 ihtimaldir. Ancak bu zincir bir protein değildir. Bu zincirin 3 boyutlu yapısına katlanması gerekir. Bunun ise tesadüfen oluşması imkânsızdır. Bir proteinin kendi kendine oluşma ihtimalinin olmadığını evrimci Ali Demirsoy şöyle bir örnekle itiraf eder;
… Sitokrom-C’nin belirli amino asit dizilimini sağlamak, bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır maymunun rastgele tuşlara bastığını kabul ederek. (Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları, 1984, s. 61)
Daha ilk protein kendi kendine oluşamıyorsa ilk hücrenin oluşması ve daha sonra bu hücrenin değişmesi tabi ki imkânsızdır.
Aşağıda milimetrenin milyonda beşi kadar küçük olan bir protein olan ve yaklaşık 1000 atomun birleşmesinden meydana gelen Sitokrom-C proteinin kompleks yapısını görebilirsiniz:
RESİM 1
2- Canlı DNA’sını oluşturacak ve yeni bir bilgi ekleyecek mekanizma yoktur:

Canlılara baktığımızda birbirinden farklı yapılar görürüz. Türlerin dış görünüşleri birbirinden farklıdır. Bu farklılığın asıl sebebi hücreleri içerisinde bulunan DNA’nın farklı olmasından kaynaklanmaktadır. DNA, canlıya ait tüm bilgilerin yer aldığı bir bilgi bankasıdır ve her canlıda bulunur. Mesela insanda DNA 3.2 milyar nükleotidden oluşur. Yani bunu 3.2 milyar harften oluşan bir kitap gibi düşünebilirsiniz. Peki DNA nın yazarı kimdir? Evrimciler bu konuya hiç girmezler. Hâlbuki asıl açıklanması gereken konu budur. DNA nasıl yazılmıştır? Bilimin ilerlemesiyle DNA’da değişiklik yapan tek etkinin mutasyonlar olduğu bulunmuştur. Mutasyonlar 10.000’lerce genetik hastalığın sebebidir. Mesela kanser, mutasyon sonucu olur. Radyoaktif patlamalarda açığa çıkan radyasyondan insanların uzak durmasının sebebi, hücrede mutasyona neden olmasıdır. Hamile bir bayanın röntgen odasına girmemesinin sebebi ışınların mutasyona sebep olup bebeğe zarar vermesidir. Yani kısaca mutasyon DNA’ya her zaman zarar verir. Kendisi de bir evrimci olmasına rağmen Warren Weaver bu konuyu şöyle itiraf eder;
Çoğu kimse, bilinen tüm mutasyon örneklerinin zararlı olduğu sonucu karşısında şaşıracaktır, çünkü mutasyonlar evrim sürecinin gerekli bir parçasıdır. Nasıl olur da iyi bir etki -yani bir canlının daha gelişmiş canlı formlarına evrimleşmesi- pratikte hepsi zararlı olan mutasyonların sonucu olabilir?” Warren Weaver, “Genetic Effects of Atomic Radiation”, Science, cilt 123, , s.1159
İlk proteini ve ilk hücreyi oluşturan mekanizma olmadığı gibi, DNA oluşturan bir mekanizma da görüldüğü gibi doğada mevcut değildir.
RESİM 23-Varsayyon evrim değildir:
Darwin teorisini ortaya atarken Galapagos adasındaki İspinoz kuşlarının farklı varyasyonlarından etkilenerek, canlıların bu şekilde çeşitlenip türlerin de birbirine dönüşebileceğini sanmıştır. Pek çok insanın da evrimi bir gerçek sanmasının sebebi aslında varyasyonun bilmemesidir. Varyasyon, tür içerisindeki çeşitlenme demektir. Mesela Köpek dediğimiz türün kendi içinde pek çok alt türü vardır. Kaniş, kurt, sivas kangal vb.. Aslında hepsi köpek olmasına karşın hepsinin alt türü farklıdır. Bu farklılık DNA içerisindeki “crossing over” mekanizmasıyla gerçekleşmektedir. Aynı türe ait farklı alt türlerin çiftleşmesiyle yeni alt türler oluşur. Fakat hiçbir zaman bir köpek bir file dönüşmez. Çünkü DNA’sına fil bilgisi eklenmez. Mesela evrimcilerin iddia ettiğinin aksine bir sürüngen, mutasyonlar sonucu da varyasyonlar sonucu da bir kuşa dönüşemez. Çünkü sürüngen DNA’sına mutasyon, kanat, gaga, tüy bilgisi ekleyemez. Varyasyon sonucunda da sadece yeni sürüngen alt türleri oluşur. Danimarkalı evrimci bilim adamı W. L. Johannsen bu konuyu şöyle açıklar;
Darwin’in bütün vurgusunu üzerine dayandırdığı varyasyonlar, gerçekte belirli bir noktanın ilerisine götürülemezler ve bu nedenle varyasyonlar ‘sürekli değişim’in (evrimin) nedenini oluşturmazlar. Loren Eiseley, The Immense Journey, Vintage Books, , s.227
Görüldüğü gibi varyasyonların da bir sınırı vardır ve tür kendi içinde korunur ve başka türe dönüşemez.
RESİM 34-Arafosil yoktur:
Tüm bu mikrobiyoloji bilgilerinde, canlıların DNA’sına yeni bir bilgi eklenemeyeceğini ve bir türün başka türe yavaş değişimlerle dönüşemeyeceğini gördük. Bu bilgileri sadece mikrobiyoloji değil fosil bilimi de desteklemektedir. Canlılar arasında geçiş formları hiçbir zaman yaşamamıştır. Canlılar farklı zaman dilimlerinde bir anda (aniden) ortaya çıkar ve bir anda yok olurlar. Bu konuda pek çok evrimcinin itirafı vardır. Aşağıda bir kısmını inceleyelim;
Derek W. Ager (Ünlü İngiliz Paleontolog):
Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz. Derek A. Ager, “The Nature of the Fossil Record”, Proceedings of the British Geological Association, cilt 87, 1976, s. 133
RESİM 4

Carlton E. Brett:
Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı; “Hayır”dır. Carlton E. Brett, “Statis: Life in the Balance”, Geotimes, vol. 40 (Mart 1995), s.18
Steven M. Stanley:
Bilinen fosil kayıtları, evrimin büyük bir morfolojik ara geçişi başaran tek bir örneğini dahi belgeleyemedi. Bundan dolayı fosil kayıtları kademeli evrimin geçerli olabileceğine dair hiçbir kanıt öne süremez. Stanley, Steven M., Macroevolution: Pattern and Process, San Francisco: W. H. Freeman and Co., 1979, s. 39
Görüldüğü gibi evrim teorisi, asıl ispat gerektiren konularda tamamen çaresizdir. Evrimcilerin bu konularda delilleri olmadığı için sürekli olarak demagoji yapmaları ve alakasız konularda halkı aldatmaya çalışmaları kimseyi yanıltmamalıdır. Evrim teorisi son yüzyılın en büyük yanılgısıdır ve bu yüzyıl tamamen tarihe karışacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder