1 Mayıs 2016 Pazar

Bir günü bir gününe eşit olan ziyandadır...


Bir günü bir gününe eşit olan ziyandadır...
Peygamberimiz nasış şevkiyle örnek olduysa Hz. Mehdi'de kendi kavmine öyle örnek olacak.

Ne kadar himetli ve güzel söylemiş peygamberimiz: “Bir günü bir gününe eşit olan ziyandadır.” diye. Peygamberimizin bu sözünden ve Kur'an ayetlerinden müminlerin bir gününün bir gününe eşit olmaması gerektiğini anlıyoruz. Müminin öyle büyük ve imrenilen birşevki olacak ki, bu şevk her gün katlanarak artacak. Her Müslüman bir diğerine şevkiyle ve gayretiyle örnek olacak...
Mesela mümin Allah’ı çok seviyor değil mi, ertesi gün daha çok sevecek, ertesi yıl daha çok sevecek. Öyle ki gün içinde Allah’ı hiç unutmayacak, sürekli aklında, kalbinde, dilinde Allah olacak.
Mesela Allah yolunda hizmet ediyor değil mi, ertesi gün daha fazla hizmet etmeye çabalayacak, ertesi gün daha da fazlasını arayacak. Hizmeti diğer müminlere bırakmayacak. Hasta olduğ gün, uykusuz olduğu gün de şevki azalmayacak. Bilakis Allah’ın imtihan ettiğini bilerek daha da ciddi çaba gösterecek. Peygamberler hiç yılıyor muydu başlarına gelen imtihandan? Hiç etkilenip şevkleri kırılıyor muydu? O kadar ağır baskıya ve zulme rağmen asla Allah yolunda hizmet etmekten geri kalmıyor, üstelik bunu ölüm tehdidi altında yapıyorlardı. Ahir zamanda da olduğumuz bu dönemde de Hz. Mehdi ve talebeleri hiç bitmeyen şevkleri ile tüm insanlığa örnek olacaklar.
Allah Kuran’da bizlere Allah yolunda ciddi bir çaba göstermemizi öğütlüyor, bu yüzden müminler bu Kuran ayetine uyarak Allah rızasını kazanmaya sıkı sıkıya bağlanıyorlar:
Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükreşayandır. (İsra Suresi, 19)
Mümin olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resulü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 15)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi Allah Kuran'da müminleri, "iman edip sonra da hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah'ın rızasını kazanmak için çaba harcayanlar" olarak tanımlamış. Müminlerin bu özelliği hiç kuşkusuz onların kalplerinde yaşadıkları şevki çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Her ne olursa olsun, bir ömür süresince hem de hiçbir kuşkuya kapılmadan inandıkları değerler uğruna çaba harcamaları ancak imanın kazandırdığı şevkle mümkün olacağı açıkça görülüyor.
Kuşkusuz müminin gösterdiği bu ciddi çaba ve şevk ona müthiş bir bereket getirir.Mümin Allah’a olan sevgisini arttırır, Allah yolunda çabasını arttırır, gerektiğinde sürekli koşturarak hizmet eder ve bunların hepsi ona güzellik olarak döner. Yıllar geçtikçe bir bakarsınız o mümin daha da güzelleşir ve gençleşir. Yüzüne çok güzel bir nur gelir. Bakışları derinleşir, konuşmaları hikmetlidir. Mümin her gün nefsini eğitmek için çabaladıkça da üzerine ayrı bereket gelir ve mümin iman yönünden de gelişir, ahlakı da giderek daha da güzelleşir. Ahlaken geliştiğinde ve imanı arttığında bu sefer tebliğ yönüde gelişir. Böylece çok fazla insanın imanının artmasına vesile olur.
Durağan bir bünyeye sahip olan insan ise sürekli çöker ve giderek yaşlanır. Durağanlık bedenin ölümünü hızlandırır.Şeytan müminin yanıbaşında onun şevkini sürekli kırmak isteyen düşmanıdır. Türlü türlü oyunlarla onu yıldırmak, onu Allah yolunda hizmet etmekten alıkoymak ister. Bu yüzden mümin şeytanın oyunlarına karşı sürekli uyanık olmak zorundadır. Ömrü boyunca ibadet olarak şeytana uymayacak ve daima şevkle Allah yolunda hizmet edecektir.
Söylediğim gibi mümin var gücüyle çabalayacak ve bir günü bir günü ile aynı olamayacak. Çünkü her müminin imanı aynı değil, derinliği aynı değil, Kuran’ı kavrayış gücü aynı değil. Bu yüzden mümin daima en iyi olmaya çabalayacak. Allah müminlerin de bu konuda kendi aralarında derece derece olduklarını bildiriyor. Aralarında "yarışıp öne geçenler" olduğu gibi "orta bir yol tutanlar" ya da "kalplerinde hastalık olanlar" da var:
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (Fatır Suresi, 32)
Bizler ahir zamanda olduğumuz bu zorlu dönemde imanımızın gücüyle, şevkimizle, kararlılığımızla daima yarışıp öne geçmek için çabalıyoruz. Sabahları yatağımızdan büyük bir şevkle kalkıyoruz. Irak’da, Afganistan’da, Mısır’da, Arakan’da, Libya’da, Suriye’de şehit edilen zavallı Müslüman kadınların ve çocukların sorumluluğunu üzerimizde hissediyoruz ve akşam yatana kadar her gün bu zulmün durması için ve Müslümanların birlik olması için var gücümüzle gayret ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki durmak demek küçücük bir çocuğun daha şehit düşmesi demek, durmak demek küçücük bir bedenin daha kıyıya vurması demek, durmak demek çaresiz zavallı kadınların yurtlarından sürülmesi ve tecavüz edilmesi demek. İşte bu yüzden mümine şevksizlik ve durağanlık hiçbir şekilde yakışmaz. Mümin zalimlerin yaptığı gibi zulmü görmezden gelip sessizce bir köşeden izleyemez. Var gücüyle Müslümanları uyandırmaya, birlik olmaya ve beraber olmaya çağırır.
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme