10 Ekim 2015 Cumartesi

Romantizm insanın vücudunu kahreder, hücrelerini yakıp yıkar…


Romantizm insanın vücudunu kahreder, hücrelerini yakıp yıkar…
Duygusal insan şeytana kendisini tamamen kaptırmış, onun oyuncağı olmuş demektir.

Birçok insan duygusal olmayı,yufka yürekli olmayı, içli olmayı güzel bir şey zanneder. En ufak bir şeyde gözleri dolan, ağlayan, hüzünlenen bu insan toplum tarafından da desteklenir, duygusal olmayı güzel bir şey zanneder.
Oysa duygusallık tam anlamıyla bir hastalıktır, imanzayıflığıdır. Eğer insanda iman yoksa, ya da zayıfsa, o zaman ne kadere teslimiyetvardır, ne tevekkül. O insan her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu da unutmuş demektir. Bütün ipleri şeytana teslim etmiştir. Böyle olduğunda da şeytan o insanı her yere sürükler, üzüntüden üzüntüye düşürür ve adeta perişan eder. Sürekli karamsarlığa iter. Böyle bir insan her an her dakika üzülecek, kendisini yıpratacak, ağlayacak bir neden bulur.
Duygusallık ve romantizm ayrı bir din, ayrı bir inanç gibidir. Çünkü Allah’tan kopmuş, Allah’a tevekkülü bırakmış, şeytanıyla cebelleşen bir insan modeliyle karşılaşırız. Bir ağlar, bir üzülür, bir hüzünlenir, bir türlü beladan başı çıkmaz. Hâlbuki öbür türlü iman etse, gönlünü Allah’a verse, karşılaştığı her olayda  “Bunda hayır vardır.” diyerek Allah’a tevekkül etse kalbi huzur dolu olarak en zor imtihanı bile etkilenmeden atlatır. Peygamberlerin en zorlu imtihanları etkilenmeden atlatmalarının nedeni derin imanlarıdır.
Duygusallık kişide ruhsal ve manevi yönden büyük bir yıkıma yol açtığı gibi, fiziksel olarak da ciddi bir tahribat yapar.Bunların başında kişinin gizleyemediği, herkes tarafından gözlemlenebilen fiziksel değişimler gelir. Çünkü ruhen yaşanan huzursuzluklar, gerilimler, üzüntüler doğal olarak insanın dış görünümüne de yansır. Yüz kasları, bakışları, mimikleri, el ve kol hareketleri, ses tonları bu kimselerin her açıdan duygusallığın etkisi altında olduklarını hissettirir.
Duygusal insanlarda "psikosomatik" hastalıkların, yani ruhsal problemlerin yol açtığı fiziksel bozuklukların tümüne rastlanabilir. Vücudun fiziksel anlamda direnci kırılarak, güçten düşer. Bunun sonucu olarak bağışıklık sistemi çöker ve insan birbiri ardınca hastalıklara yakalanır veya mevcut bir hastalığının iyileşmesi gecikir.
Hastalıkların yanı sıra insanın vücudunda pek çok olumsuz değişiklik de beraberinde yaşanır. Bu sebeple her şeyi sorun edinen, romantik, hüzünlenmeye eğilimli insanlar erken yaşta çökerler. Vücutları senelerce, günün her anında süren bu gerilimi, duygusal fırtınaları, ruhi dalgalanmaları kaldıramaz. Bunun sonucu olarak şiddetli yaşlılık alametleri görülür ve kalıcı fiziksel tahribatlar oluşur.
Duygusallığın kişiye fiziksel olarak verdiği zararlar bu kadarla da kalmaz. Kişinin içindeki karanlık ve hüzün yüzüne ve tavırlarına da yansıdığından bütün dinamizmi, canlılığı, yaşama sevinci, şevki dolayısıyla da insani güzelliği ve gösterişi ciddi şekilde azalır. Bakışlarının donuklaşması, gözlerinin küçülmesi, saçlarının seyrekleşmesi ya da cansızlaşması, yüz kasları gerildiği için ifadesinin gergin, kasvetli ve itici olması bu değişimlerden sadece birkaçıdır. Nitekim neşeli, rahat, huzurlu olan kimselerin gerilimli, stresli, ağlamaya yatkın kişilere göre daha uzun yaşadıkları, daha sağlıklı oldukları da pek çok bilimsel araştırmayla doğrulanmış bir gerçektir.
Stresin sebep olduğu ağrılardan ise uzmanlar şöyle bahsederler:
Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir ilişki vardır. Stresin sebep olduğu gerginlik damarların daralmasına, kafanın belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına ve o bölgeye giden kanın bir hayli azalmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kansız kalması doğrudan ağrıya sebep olur. Çünkü muhtemelen bir taraftan gergin dokunun daha çok oksijene ihtiyaç göstermesi, diğer taraftan dokunun zaten yetersiz kanla beslenmesi özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır ve hızlandırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik kaygıya, kaygı da ağrının şiddetlenmesine yol açar.
İman etmeyen kimselerde depresyon, stres, bunalım sonucu hafıza zayıflaması, dikkat dağınıklığı, yorum bozuklukları, mantıksızlıklar, tikler, kontrolsüz tavırlar görülürken, müminler aklen ve ruhen son derece sağlıklı ve dengeli olurlar. Çünkü gerçek huzur, kalıcı neşe ancak Allah'a teslim olmakla, tevekkül etmekle mümkün olur. Müminler de Allah'a ve Allah'ın yarattığı kadere teslimiyet ve tevekkül içinde yaşadıklarından neşeleri de, huzurları da daimi olur. Allah'tan bir nimet olarak bu tür bir yıpranmanın etkilerinden korunmuş olurlar.
Romantizmin insanlara getirdiği büyük bir bela olan hüzün duygusu, ancak imanın getirdiği tevekkül ve sevinçle ortadan kalkar. Allah, cennete giden müminlerin şu şekilde hamd ettiklerini bildirmektedir:
Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir." (Fatır Suresi, 34)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme