26 Nisan 2014 Cumartesi

Türkiye’nin içler acısı özelleştirme haritası!


Türkiye’nin içler acısı özelleştirme haritası!
Giden Türkiye'nin milli servetidir, halk hiç bilmeden yoksullaştırılmaktadır.

Televizyondaki bazı programlarda Türkiye’de hiç durmadan artan özelleştirmeden bahsediliyor. Seyrediyormusunuz bilmiyorum ama insanın içi acıyor. Türkiye’nin, Türk milletinin sahip olduğu şirketler bir bir batı dünyasına satılıyor. Milli servetimizle birlikte adeta benliğimizde sanki sökülüp bizden alınıyor.
Türkiye’de yıllarla doğru orantılı olarak artan özelleştirme konusunda Prof. Cihan Dura’nın tespitlerinden bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.
"Bir millet herhangi bir şeye özgürlüğünden daha fazla değer veriyorsa, özgürlüğünü kaybedecektir. Kaderin cilvesine bakın ki, değer verdiği şey, rahatlık ya da para ise onları da kaybedecektir." (Somerset Maugham)
Türkiye’de 1990’lardan bu yana özelleştirme yapılıyor. Önce yavaş başladı, sonra arttı, en sonunda da zirveye ulaştı. Çoğu aydınımız, üniversitelerimiz, muhalefetimiz hep uyur ya, cesaretleri de arttı; fabrika, tesis, banka, liman, toprak, yol, köprü,… ne bulurlarsa satıyorlar artık. Özelleştirme hiçbir hukuki ve ahlakî sınır da tanımıyor.
Yoksul halkımızın malı olan dev ku­rum­lar, sa­na­yi te­sis­le­ri, bankalar, li­man­lar, köp­rü­ler, ka­mu bi­na­la­rı ve ar­sa­la­rı… TÜRK TE­LE­KOM, TÜP­RAŞ, ER­DE­MİR, TE­KEL, SE­KA ve PET­KİM gi­bi büyük sa­na­yi te­sis­le­ri, 200’e yakın ka­mu te­si­si, 2.600’den fazla ar­sa, bi­na ve loj­man… Ve elden çıkarı­lan­la­rın ço­ğu iktidara ya­kın yer­li sermaye ile ya­ban­cı şirketler ta­ra­fın­dan ka­pı­şıl­dı.
Peki, bütün bu savurganlık ne için? Sadece 43 milyar dolar için!... 11 yılda satılanlar bu saydıklarım…,elde edilen ise sadece 43 milyar dolar!... Oysa bir ihracat seferberliği, bunun en az iki katını kazandırabilirdi devlete, katma değer olarak, vergi olarak… Tembel işi, kısır görüşlülük diye buna derler işte… Kifayetsizlerin işi ancak bu kadar olur. Öte yandan 1986 yılına kıyaslarsak, özelleştirme geliri 53,4 milyar dolardır.
Ekonomik kalelerimiz birer birer düşürüldü. Mütareke basınından, TÜSİAD’dan, bölücü cepheden, siyasal İslamcılardan ses çıkmadı. Onlar Chicago Çetesi’nin, USAID’in, IMF ve Dünya Bankası’nın, Batılı zenginlerin ya borazanları ya da kuklaları... Elbette öyle yapacaklar. Peki ya Yurtseverler, Ulusalcılar, Atatürkçüler!... Onlar neden böylesine etkisiz kaldı?
Özelleştirme basit bir tanımla kamu mülkünün (fabrika, tesis, toprak,…) yerli ya da yabancı özel şahıslara satılmasıdır. Kamuflaj amacıyla kulağa gayet hoş gelen gerekçelerle yapılan özelleştirmelerin asıl amacı; serveti kamudan yani halktan alıp, yerli ve yabancı şahıs ve şirketlere devretmekten başka bir şey değildir.
Konuyu biraz bilen, izan sahibi biri; özelleştirmenin bir Batı icadı, bir Batı dayatması olduğunu fark etmekte gecikmez. Özelleştirme Batı oligarşisinin kendi çıkarı için, kendi koşullarına göre geliştirdiği Neoliberalizm’in bir gereğidir. Neoliberalizm, köhnemiş liberalizmin yeni kamuflajıdır. Neoliberalizm, dünyaya 1979 yılından itibaren hâkim olmaya başlamıştır. Dayanışmaya (barışa) değil, rekabete (savaşa) dayanır. Devleti (kamu sektörünü) küçültmek ve etkisizleştirmek ister. Nasıl? Özelleştirme yoluyla elbette!... Liberalizm, bilindiği gibi ekonomide devlete yer vermez. Devlet ekonomiden çekilsin, kamu işletmeleri satılsın, özelleştirilsin ister. Türkiye gibi bir ülke serbest ticarete açılıp borçlanmaya başlayınca, sıra özelleştirmeye gelir. Özelleştirmelerle birlikte ülkeye, sömürgeleştirme amaçlı yabancı sermaye girişi de hızlanır.
Özelleştirmeler asla toplumun, kamunun, Türk milletinin lehine bir politika ve uygulama değildir. Emperyalist Batı’nın dayatmasıdır.Türkiye’de iç bedhahların, aymazların işbirliği ile uygulamaya konulmuştur. Halkımızın 90 yıllık birikimi; bu yoldan, iç ve dış bedhahlarca talan edilmiş, paylaşılmıştır, paylaşılmaya da devam etmektedir.
Türkiye’de özelleştirme uygulaması ekonomimize çok büyük zararlar vermiştir. En ağır suçların, en ağır maliyet ve zararların, yasa-dışı eylemlerin kaynağı olmuştur. Neden? Çünkü yapılan özelleştirmeler bizim kendi ulusal sorun ve ihtiyaçlarımızın bir gereği değildir. Yukarda vurguladım, çünkü özelleştirme bir Batı dayatmasıdır. O ancak Emperyalizm’in ve onun içimizdeki işbirlikçilerinin kazanç hırslarını tatmin etmiş, onların ihtiyacını karşılamıştır; bizim ihtiyacımızın değil, Millî İrade’nin, yoksul halkımızın değil... Bu sebepledir ki, faydaları yabancılara ve bunların işbirlikçilerine gitmiştir, zararları ise bize, bizim yoksul halkımıza… Özelleştirmeler halk düşmanları tarafından büyük bir fırsat olarak görüldü, havadan para ve rant sağlama aracı olarak kullanıldı. Miiletimizi soyarak haksız kazançlar elde ettiler. Özelleştirmeleri Atatürk Türkiye’sini yıkmak için bir araç olarak da kullandılar.
Bir kez daha vurguluyorum: Özelleştirmeler kesinlikle halkımız için yapılmadı. Özelleştirmeler ABD için, İngiltere ve benzeri Avrupa ülkeleri için, Adam Smith Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Gelişme Ajansı için, Batının para babaları Rothschild ve Rockefeller için, bunların aileleri, torunları için, paradan başka “kutsal” tanımaz işbirlikçileri için yapıldı.
ABD’nin gizli planları hizmetinde Vatanımızın ekonomik kalelerini satanlar, bunları sırtlanlar gibi kapışan dahilî ve haricî bedhahlar; bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi yok etmeye soyunan düşmanlardır. Chicago Çetesi, Madsen Pirie’ler, Stuart Butler’ler, Edwin J. Feulner’ler, IMF ve Dünya Bankası, bunların patronları,... “dahilî bedhahlar”ın destek ve yardımıyla, zorla, hile ile Sevgili Vatanımızın tersanelerine, işletmelerine, topraklarına girdiler. Silaha, topa, tüfeğe, bombaya gerek görmediler, Türkiye’yi Dolar ve Euro gücüyle ele geçirdiler, geçiriyorlar.
Özelleştirmeler, ülkemize çok sayıda ve son derecede olumsuz etkiler yapmıştır. Cumhuriyet’in 90 yıllık birikimi elden çıkarılmakla kalmamış, kayıp sadece trilyonlar değerindeki sabit sermayenin el değiştirmesi olmamış, özelleştirmelerle gerek ekonomiye gerek topluma çok büyük maddî ve manevî zararlar verilmiştir. Devlet, dolayısıyla halkımız birçok şekillerde soyulmuş, halk düşmanları zengin edilmiştir. Ekonomi çökertilmiş, dış bağımlılık artmıştır. Hak ve hukuk ayaklar altına alınmış, devlet düzeni bozulmuştur.

Bütün bu zarar ve kayıpların hesabı yapılmadan, özelleştirmelere bugün de devam edilmekte olması ayrı bir trajedidir. Ekonomimiz bu yoldan çok büyük zararlara uğramakta, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği karartılmaktadır. Toplum hayatında öyle muzır sonuçlar vardır ki yıllar sonra kendini belli eder, ancak o zaman da iş işten geçmiş olur.
Bizler, hepimiz bu ülkenin sahipleriyiz. Birer yurttaş olarak hükümetlerin icraatları ile ilgilenmek, yaptıklarının takipçisi olmak zorundayız. Türkiye’de özelleştirme yapmak, özelleştirmeleri savunmak “gaflettir, dalalettir, hıyanet”tir. Bundan dolayıdır ki “Atatürkçüyüm” diyen herkes, özelleştirme uygulamasına karşı çıkmalıdır. Sivil ya da asker, Atatürkçü olmanın hakikî ölçütü budur. Türkiye’nin bugünkü gidişi hiç iyi değil, Bir yol bulunup bu cahilce politikalara son verdirilmelidir.
Ve sen, ey Vatan’ın Aziz Bekçisi! Atatürk’ün komutuyla, sen “Türk vatanını, ulusal varlığı, ülkenin tam bağımsızlığını, iç ve dış her türlü tehlikeye karşı korumakla görevli”sin. Dikkat! “ulusal varlığı, her türlü tehlikeye karşı korumakla” diyor. TELEKOM “ulusal varlık”tır. TÜPRAŞ da, PETKİM de, ERDEMİR de, TEKEL de… HALK BANKASI da …
Türk milletinin mallarını aç kurtlar gibi paylaşanları, paylaştıranları, yapılan bu gaddarca yağma karşısında kılı kıpırdamayan sözde aydınları gelecek kuşaklar lanetle anacaktır. Gelecek kuşaklar; özelleştirme yağmasının altında imzası olan, yapılan peşkeşler karşısında sessiz kalan herkesi utançla anacaktır.
Güneş balçıkla sıvanmaz. Güney Amerika’da olduğu gibi, Türkiye’de de özelleştirmenin “gerçek ve çirkin yüzü” örtülemeyecek, gizlenemeyecektir.Millet; özelleştirmecilerin işlediği suçların hesabını bunu yapanlara mutlaka soracaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme